Tam akıl ağılımdaki tilkileri salmıştım ki...
“Tak-Tuk, dom, dom” diye gazetenin kapısı dövüldü...
Her gün onlarca kişi bu kapıyı yumurukladığı için belinin biraz yukarısında ki yerde boyaları dökülmüş...
Dışardan bakılınca da sanki uyuz ite dönmüş...
Dedim ya akıl ağılımdaki tilkileri dört bir yana
konu bulmaya yollamıştım ki...
Pata-küte yine kapı dövülmeye başlandı...
Kapı yediği iki yumrukla kalsın diye ciğerlerimdeki bütün havayı cenge yollar gibi ses tellerime yolladım o gür sesimle “Gellllll”diye diye
bağırdım...
İçeriye tıfıl biri daldı...
Boydan fakir...
Bacak ve kolları baharı karşılamaya hazırlanan bir ağacın filizi gibi ince güçsüz...
Yanaklarına jilet bir iki sefer ya uğramış ya uğramamış...
Bir tüy çene altında bir diğeri şakak civarına konuşlanmış...
Allah korusun tüylerden birinin başına bir şey gelse de komşu tüyden yardım istese, aradaki mesafe fizan kadar uzak olduğundan yetişmek imkansız...
Daha 17 yedi, bilemedin 17,5 yaşlarında...
Bir hışımla kapıyı çarptı...
Gözlerini dikip bana baktı...
“Halit Çelik kim” dedi...
Ona çaktırmadan kendi kendime
“Ne la yoksa “Behzat C” mi geldi dedim...
Bir hopladı, iki zıpladı...
Soluğu masamın önünde aldı...
“Tez ulaştır kuryeden Kısmet ben” dedi...
“Eeeee hayırdır Kısmet” dedim...
Elindeki kağıdı carttttt diye iki parçaya böldü...
Sol elindeki parçayı önüme attı...
Kağıt kaygan masada bir değirmen taşı gibi dündü, sonra yorulmuş olacak ki pat durdu...
“İmzala” dedi Kısmet...
Kağıtta anamın adını görünce rahatladım.
Anladım ki haciz-maciz kağıdı değilmiş...
Anamın mektubunu kutsal emanetler gibi
özenle ellerime aldım...
Burnuma götürüp içime çeke çeke kokladım...
Sanki tulum peyniri kokusunu aldım.
Ya da bana öyle geldi...
Kısmete bakıp “Ah be anacığım bu devirde mektup mu kaldı. Çaldırsaydın cep’ten arardım seni” dedim...
Kısmet “Ben senin anan değilim, kuryeyim” deyince anladım ki kadın yakıştırama bozulmuş biraz....
Tez ulaştır kuryenin suratı jilet yoksunu Kısmet’i bana imzayı attırdı.
İki hopladı bir zıpladı... Kapıyı çarpıp tüydü....
Anladım ki başka kapıları dövmeye gitti...
Dörte katlanmış mektupu açtım...
Katlamaları düzeltiyordum ki ortalığı tulum peyniri kokusu sardı....
“Ah be ana, peynirin kokusunu yollayacağına ufak bir bidon yollasaydın ya” dedim...
Ana...
Anam mektubuna “Bu sayı yazma. Ben yazacağım” diye başlamış...
“Ey vah“ dedim. “Yaşlılıktan olsa gerek anam da akıl melaykelerini yitirmiş...
xxx
Mektubu bir solukta okudum...
Anamın en çok “Erzincan milletvekili adayları için yazdıklarımı köşende yayınlamazsan hakkımı helal etmem” lafına taktım...
Ben noktayı koyuyorum.
Sizleri anamın yazısıyla baş başa kırakıyorum...
İşte koydum
Nokta.
xxx
Ben şaşırmışam anam babam oyumu kime verem...
İki tane Taşkın’ınımız var.
Fırat yanında secdeye durur...
Işık’ımız var zifirleri aydınlatır...
Bir Yıldırım var ki deme getsin... Ergan’ın başında ataş topu olur...
Şimşek hep Erzincan için çakar durur...
Akyıldız cemali gibi temiz ve dürüsttür...
Karakelle Erzincan bozkırlarında başı elinde üç gün 3 gece savaşır.
Kılıç’lar’ın en keskini Şahmettin’dedir...
Erzincan’da volkan patlar akan lavları Özdemir’dir.
Seren’e pek yakışır onur makam...
Pelen hem bilgilidir hemi de usta...
Çakır delinlılarımızdır Burhanlar.
Bir Engin var ki öldürsen sözünden Dönmez...
Pek yakışır “Oy desinler” türküsüne Özyalçın...
Tuncay Erzincan’ın eksikliklerini bilir hemen Sezer...
Dursun tepeden tırnağa olsa da Çolak yine de Erzincan için sününerek çalışır...
Oğul şimdi sen söyle ben oyumu kime verem...
Kurban olduğum....