Bu yazıda siyasete takıl dediklerinde dellendim...
Sinirlerim lastik top gibi bir o yana bir bu yana hopladı zıpladı...
Şalterlerim düştü sigortalarım patladı.
Öküzün trene baktığı gibi baktım bir süre ekrana.
Bekliyorum ihlam perisi gelsin de yazayım...
Peri gelmedi ama ilbis gelmiş olmalı ki bana 5 siga içirdi tek kelime yazdırmadı...
Aşmadı beni bu siyaset yazıları-mazıları...
Ben en iyisi 24 ayar gremese Erzincan’da geçen 24 ayımı yazayım...
Ordu Caddesi’nde 4 katlı bir apartmanda oturuyordum.
2 artı 1’di dairem...
Üst katımızda AKP ailesi komşumuzdu
Genç dinamik bir aileydi.
Sabahın erken saatlerinde çalışmak için yollara düşerlerdi.
Akşamları cok geç vakitlerde gelirlerdi.
Bir keresinde yormayın kendinizi bu kadar dedim
“Çalışmak imandan gelir ben amca” dediler.
Beni yaşlı görmelerine laf aramızda biraz bozuldum
Yan dairemizdeki komşu aile CHP idi.
Mürekkep yaladıkları evin bir odasını kütüphane
yapmalarından belliydi.
Geniş bir arkaba çevreleri vardı.
Sabah birileri gelir, akşam birileri giderdi.
Bir gün çaya davet ettiler...
Yolcu ederken beni daire kapıma Atatürk posteri verdiler.
Ekmeğimi, çayımı, şekerimi SP bakkaldan alırdım.
Dudaklarından dua eksik olmazdı SP bakkalımızın...
Nur yüzlüydü, görmüş geçirmişi her halinden belliydi...
Bir keresinden arkamdan seslendi “Paran olmasada gel kapımız her zaman açık” demiş, arkasından da “Erzincan’dan sakın gitme” diye de eklemişti.
Karşı aparmanın 3 katında MHP otururdu.
Güler mi güler yüzlüydü.
Balkonundan ayyıldızlı bayrağımız hiç eksik olmazdı.
Her sabah beni görünce sağ kolunu havaya kaldırırdı.
Baş parmağıyla yüzük ve orta parmağını yumar, kalan işaret ve serçe parmağını bana sallardı.
“İlahi MHP sende olmazsan bu sabahlar çekilmez” derdim
Mahallemizde bir güzel insanda BBP idi.
Yağız bir Anadolu delikanlısıydı.
Ordu Caddesi’nde bir yürüyüşü vardı ki düşmanlara korku dostlara güven verirdi.
Bir keresinde Erzincan’ı karıştırmak isteyenler olmuştu.
BBP “ Ya Allah Bismillah” deyip topluluğa cengaver gibi dalmış, vatan hainlerini dağıtmıştı...
HAS’ı unuturmuyum hiç...
O da benim gibi yeni gelmişti Erzincan’a
Bakkala-çakkala, çoluğa-çocuğa yeni yeni kendini tanıtıyordu.
Tam bir beyefendiydi...
“Ben HAS” diye başlardı söze...
Tane tane Erzincan’a neler yapacağını sayardı.
Ahali onu can kulağıyla dinler ikna olurdu.
HHH
Akşamların yorgunluğunu DP’nin yanında atardım.
Sohbeti doyumsuzdu...
Çayı sanki DP bir başka demlerdi.
Önce havadan sudan konuşur sonra Türkiye’yi anlatırdı.
DP bazen öyle dalar giderdi ki memleket meselerine farkında olmadan gözleri dolardı.
DSP diye bir de şair vardı.
Edebiyatta üzerine yoktu.
Erzincan’ı karış karış gezer yoksulluğun kader olmadığı anlatırdı.
Ne zaman baba diye bir ses duysa ölmüş babası Ecevit’i hatırlar hüngür hüngür ağlardı.
Bir gün ayrılık vakti geldi çattı...
Gitmem gerekiyordu Erzincan’dan
Kimseye görünmeden sabah ezanında tüyeyim dedim...
Ama sabahın köründe terminalde yakalandım.
AKP’ye baktım gitmezsen olmaz mı der gibiydi.
CHP, Halit Çelik’in bir kitabıyla bir gül hediye etti.
MHP, 3 hilal gömlek giydirip “Beni unutma” dedi.
SP, “Yolun açık olsun” duası etti.
HAS’a baktım “Sen gidiyorsun ama ben burada kök
salacağım” dedi.
BBP “Gittiğin yerde ev buluncaya kadar bizim Alperen Ocağında kal” deyip anahtarını verdi...
DSP sarıldı boynuma sımsıkı “ Kanadım kırık, yollar aydınlık” gibi bir şeyler söyledi, gerisini getiremedi...
Bu yazıda siyasete takıl dediklerinde dellendim...
Sinirlerim yay gibi gerildi...
Öküzün trene baktığı gibi baktım bir süre ekrana.
Anladım ki benden siyaset-miyasat yazısı çıkmaz.
Haziran’da seçim varmış bana ne...
Ben o tarihte dostlarım AKP, CHP, MHP, BBP, SP, HAS, DSP ve DP ile biz buluşup Erzincan’ı konuşup Erzincan’ı yad edeceğiz.