4+4+4 Eğitim sistemi TBMM’de kabul edilerek yasalaştı. Başta TBMM olmak üzere kamuoyunda yoğun tartışmalar yaşandı. Daha da çok tartışılacaktır. Kabul etmemiz gerekir ki, eğitim bir toplumun kalkınmasında ve gelişiminde en önemli faktörlerden birisidir. Eğitimi önemseyen ve yatırım yapan ülkelerin hem ekonomik hem de sosyal yönden geliştiği, dünya ile bütünleşmede daha başarılı olduğu bir gerçek olarak karşımızdadır.
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün en önemli ilkelerinden birisi Fırsat Eşitliği ilkesidir. Devletimizin, milletimizin bütün fertlerine eşit olarak eğitim hizmetlerini asli görev olarak vermesi ve millet evlatlarının da eşit olarak aldıkları bu eğitimler sonucunda daha başarılı olanların, daha iyi imkan ve mevki ve görevlerde yer almasını sağlayacak Milli Devlet İlkesinin ve Cumhuriyetin en önemli temel ilkesidir. Ancak Ulu Önder’in bu ilkesi kendisinden sonra adeta yok kabul edilmiştir. Ulu Önder’in ilkelerini sayanlar fırsat eşitliği ilkesini görmezden gelmişlerdir. Herkesin kabul ve iddia ettiği üzere, ülkemizde bir grup Atatürkçüyüm diye kendine paye çıkarmakta, bir grup Atatürkçülük maskesi arkasında kendisine paye çıkarmakta, bazıları Atatürk düşmanlığı adı altında kendilerine paye çıkarmaktadır. Kısaca herkes Atatürkçülüğü kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmaya ve yönlendirmeye çalışmıştır veya halen çalışmaktadır. Ancak bu gruplardan çoğunda Ulu Önderin fırsat eşitliği ilkesini dillendiren ve temel alan bir özellik göremezsiniz. Oysaki millet evlatlarının önünü açan en önemli unsur bu olmalıdır. Başöğretmen Atatürk eğitim alanında yaptığı devrimlerle benimsediği Cumhuriyet Rejiminin temel taşları arasına eğitimi koymuştur. Fırsat eşitliği ilkesi sayesinde ayırma ve kayırmacılık olmaksızın, eşit imkanlar çerçevesinde daha fazla çalışan ve daha fazla hak edenlerin ön plana çıkması sağlanabilecektir. Bu eğitim sisteminin temelinde olması gereken adillik olgusudur.
Eğitim sistemimizin hali hazırda ki durumuna baktığımızda Fırsat Eşitliği ilkesin çok uzakta olduğumuz görülmektedir. Halen, ekonomisi daha iyi olup daha imkanlı çocukların daha başarılı olmasına imkan sağlayan bir sistem uygulanmaktadır. Eşit eğitim veremeyen devlet okullarının yanında başarılı olamayanların dershanelere giderek veya özel dersler alarak bilgiden ziyade sınava hazırlanıp başarılı olmayı sağlayan bir katkı ile, gerçekte hak sahibi olan millet evlatlarının hakkı yenmektedir. Getirilen bu yeni sistemin ve gelecekte yapılacak uygulamaların Başöğretmen Atatürk’ün, Fırsat Eşitliği İlkesi doğrultusunda gerçekleşmesini umut ediyoruz.
Getirilen Kanun içersin de
Kur’an-ı Kerim’in seçmeli ders olarak okutulmasına imkan sağlanması, çok önemli ancak çok geç kalınmış bir gelişme olarak karşımızdadır. Neden çok geç kalındığını anlamak için birkaç hususun hatırlanması yeterlidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesi, Ulu Önder Atatürk tarafından; Türk-İslam Sentezi İdeolojisi üzerine oluşturulan Milli Devlet İlkesine dayandırılmıştır. Büyük Atatürk, Türk’ün gurur ve şuuru ile İslam’ın ahlak ve faziletini esas alan bir kültür oluşturmayı amaçlamıştır. Atatürk’ün amacı İslam’dan uzaklaşmak değil hurafelerden uzaklaşılması oluşturmaktır. Bu nedenle yüce dinimiz İslam’ın devletimiz tarafından millet evlatlarına öğretilmesi amaçlanmış ve Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Başkomutan Atatürk, Türk Milletini tanımlarken ülkedeki gayri müslimler dışındaki topluluğu yani ülkemizde ki Müslümanları Türk Milleti diye tanımlayarak, İslam ortak paydası altında Milletimizin temel özelliğine işaret etmiştir.
Ulu Önder Atatürk’ün hem Türk Milleti tanımı, hem Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması hem de Milli Devlet İlkesinin temelini oluşturan Türk-İslam Ülküsü’ne bakıldığında, yüce dinimiz İslam’ın devlet okullarında millet evlatlarına öğretilmesi devletimizin temel felsefesine ve Atatürkçülüğe aykırı değil, bizzat Milli Devlet İlkesinin ve Atatürkçülüğün bir gereğidir. Bireylerin inançları gereği giydiği veya taktığı kıyafetler ve örtünme nedeniyle eğitim haklarından mahrum bırakılması, Atatürk’ün fırsat eşitliği ilkesine aykırıdır. Bu bağlamda dini sorumluluk doğduğu andan itibaren evlatlarımızın başörtüleri ile eğitim almalarına imkan verilmelidir. Hiç kimse ortaya çıkarak bu durum Atatürkçülük ile bağdaşmıyor imasında ve söyleminde bulunmasın. Menfaat peşinde koşanların elinden Atatürk’ün ve Atatürkçülüğün kurtarılması gerekmektedir. Tarihimizdeki en büyük Türk Milliyetçisi olan ve Türk-İslam Ülküsüyle Milli Devleti kuran Ulu Önder Atamızı solcu, dinsiz, sosyalist diye tanıtmadılar mı?
Şu anda bütün dünyada İslam’ın en iyi yaşandığı ülke Türkiye’miz değil mi?
Bu gün Atamızın kurduğu modern İslam Devleti nedeniyle bütün dünyada ilgi ve saygı duyarak örnek ve model İslam Devleti olarak gösterilmiyor muyuz?
Ulu Önder Atatürk’ünde benimsediği şekilde devletimiz tarafından bütün insanlara yüce dinimiz İslam’ın öğretilmesi gerekmektedir. Bunun öğretileceği yerde tabii ki okullardır. Herkes İslam’ın kaynağına; Kur’an’a ve Sünnet’e yöneldiğinde, İslam’ın bireysel ibadetlerle ilgili hükümlerini, birey ilişkileri ile ilgili hükümlerini, toplumsal hayatla ile ilgili hükümlerini, bilim ve fenle ilgili hükümlerini, adaletle ilgili hükümlerini, evrensel hükümlerini öğreneceğinden, kimse, kimsenin kılık kıyafetine göre dinsel yakıştırmalar yapmayacak, yüce dinimiz kılık kıyafetle algılanmayacaktır.
Yüce Allah(cc) Kur’an’ı doğru anlayan ve doğru uygulayan kullarından olmamızı nasip eylesin! Amin.