Kurumları idare edenlere, icranın başındakilere güvenmek; ülkenin huzur, mutluluk, refahı için olmaz ise olmazıdır. Şimdi, idare vatandaşına bir güven tesis edilebilmiş mi gelin buna siz karar verin.

İcranın başındakilere güveniyoruz !!!!!
Bir domuz gribi konusu ortalarda fırtına gibi esiyor. Okullar tatil edilse “ne gerek vardı” diyoruz, edilmez ise “olur mu böyle çocukların sağlığı tehdit altında” diyoruz.  Aşı yapılsın diyorlar, “biz kobaymıyız bu aşı kendini ispat etmemiş ya farklı ve kötü bir netice doğarsa” diyoruz. Bu aşı gereksiz yapılmasın diyene “ama olur mu canım madem ki, bu grip bu kadar tehlikeli neden yapılmasın” diyoruz. Bu güne kadar okullarda ve sağlık ocaklarında yapılan tüm aşılarda ailelerin yazılı olarak izni istenmedi de bunda neden isteniyor diyoruz. Ne acıdır ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devlet eli ile yapılan bir aşı ilk defa tartışılıyor. İcranın başındakilere güveniyoruz ya! Ondan tartışıyoruz.

Ekonomi iyiye gidiyor diyorlar. “Hadi oradan neresi iyiye gidiyor hala yaprak kıpırdamıyor” diyoruz. Tamam, bu kriz daha çok sürecek diyorlar; “canım bu ülkede ekonomi yöneticileri var tedbir alıyorlardır herhalde” diyoruz. Piyasa canlansın, krizin etkileri azalsın teşvikler verilsin istiyoruz, teşvik paketleri açılıyor “bu defa hangi yandaşlarına menfaat sağlıyorlar” diyoruz. İcranın başındakilere güveniyoruz ya! Ondan tereddüt ediyoruz.

Birileri gözlem altına alınıyor. “Aman suçsuz günahsız insanlar mı içerde” diyoruz. Gözlem süresi sona eriyor çıkıyor “suç işleyenin yanına kar mı kalıyor” diyoruz.

Yolda giderken yardıma ihtiyacı olan, hasta, yaralı birini görüyoruz vicdanen yardım etmek istiyoruz ama bürokrasi altında ezerler bizi derdimizi anlatamayız, günlerce uğraştırırlar diye düşünüyoruz, en fazla bir telefonla durumu ilgili kurumlara bildiriyor ve derhal olay yerini terk ediyoruz.

Hasta oluyoruz “doktor yanlış teşhis ve tedavimi uyguladı” diyoruz. Tahliller yapılıyor “işte devlet zarar ediyor gerekli gereksiz her tahlil yapılıyor” diyoruz.  Tahlil yapılmasa “böyle hekimlik mi olur araştırmadan nasıl tanı konabilir, hastalık nasıl tedavi edebilir” diyoruz.

Ülke insanı 7 sinden 70 ine telefon ve ortam dinlemelerinden rahatsız oluyor ve dinlendiğini düşünüyor ne konuşacağını şaşırıyor. Dinleme yapılıyorsa bu hukuka uygun mu yapılıyor, hukuksuz mu yapılıyor diye tartışıyoruz.

Seçimlerde önce seçmene güvenmiyor “oylar menfaat karşılığımı veriliyor” diyoruz, sonra sandığa güvenmiyor “oylar yanlış mı sayılıyor” diyoruz, sonra seçilene güvenmiyor “doğru idare edilemiyor muyuz” diyoruz

Bu tarz tartışmalar demokrasinin gereği olarak mı yapıyoruz, yoksa idareye  güvensizliğin bir sonucu olarak mı  yapıyoruz bunun tartışılması gerekiyor.

Vatandaşın bir güven bunalımı yaşadığı tartışmasız. Bunun için haklı sebepler var.
Devleti teröristin ayağına götüren, Vatan, Bayrak, Dil gibi kutsal değerleri dahi tartışmaya açan, Şehitlik gibi yüce bir makama yeterince saygısı olmayan, bağımsız olduğu konusunda tereddüt duyulan bir idareye vatandaş nasıl güven duyabilir. Teröristler ve anaları ağlamasın diye gayret sarf edilirken, vatansever Türk ve Kürt kökenli halkın hassasiyetleri göz ardı ediliyor ve bu konuda vatandaşın sessiz kalması bekleniyor. Bu beklentileri ve hedefleri kabul göremez. Şimdi izlenmek istenen yolun yanlış bir yol olduğunu ve bu Vatan üstünde böyle oyunlar oynanamayacağının görülmesini bekliyoruz.

Bölünme ve ayrışma tehditleri yaşamadan, geleceğe güvenle bakmak, mutlu ve huzurlu yaşamak için her konuda güven duyacağımız bir idare istiyoruz.