konuşulur hale gelen ve vatandaşımızın da aşina olmaya başladığı bir rahatsızlıktan bahsedeceğiz bu sayımızda. Zaman zaman çevremizdeki insanlardan duyarız, "doğrudürüst bir şey yemiyorum ama yine de kilo veremiyorum, ne yaparsam yapayım olmuyor" gibi sözler. Aslında hiç de haksız değillerdir belki kendilerinin de bilmediği boşa bir mücadeledir. Insulin direnci kilo vermeyi zorlaştırır. Tabi bu her kilolu ya da obes insanda sebep insulin direnci demek değildir. Sadece böyle bir durumda insulin direnci olabileceği ihtimali de akılda tutulmalıdır.

Nedir peki insulin direnci?
İnsülin; pankreastan salınan bir hormondur. Kas, yağ ve karaciğer gibi kan şekerini kullanan dokulara şekerin alınması ve kullanılmasını sağlar. Dokularda insülin direnci varsa şekerin dokulara alınması kullanılması güçleşir. Bu durumda daha fazla insulin salgılanır. Pancreas daha fazla insulin salgılayarak şekerin dokularca kullanılmasını sağlamaya çalışır. Insulin salındıkça kişi daha çok acıkır daha çok yemeye başlar. Zamanla insulin depoları azalrı ve kanda aşırı insulin aşırı kilo almaya, yol açar.

Insulin direnci neden oluşur?
Önemli bir nedeni diğer birçok hastalıkta olduğu gibi genetic yatkınlıktır. Sağlıksız beslenme ve hareketsiz bir yaşam da diğer önemli ndenlerdir. Peki insülün direncinden şüphelenmemizi gerektiren bulgular nelerdir?

Sık sık acıkma, doymama hissi, geç doyma, yemeklerden 2-3 saat sonra olan acıkma hissi, elde ayakta titreme, soğuk soğuk terleme ve baygınlık hissi, tatlı yeme isteği,halsizlik, uyku sorunları yaşayan ve sürekli  kilo alan kişinin ailesinde şişman ve diyabetli kişilerin varlığı durumlarında insülin direncinden şüphelenmek gerekir.

Eskilere nazaran insulin direncinin bu kadar yaygın olmasının nedeni ne yazık ki hayat tarzımızın giderek kötüleşmesi, makineleşmesi, doğal hayattan ve doğal beslenmeden uzaklaşılmasıdır. Insanlarımız abur cubur yemeye "fast food" denilen ve batının kurtulmak için birçok çare aradığı ayakta hazır gıdalarla beslenmeye özendirilmesi durumu daha vahim hale getirmektedir.

Insulin direnci sadece şişmanlığın sebebi olarak kalmamaktadır ne yazık ki. Aralarında yemek borusu, bağırsak, pankreas, safra yolları, meme, rahim, yumurtalık, prostat, böbrek, mesane, tiroid ve lenf kanseri gibi önemli kanserlerin de bulunduğu birçok hastalığa yol açabilir. Yine şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, felç, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalığa yol açtığı ayrıca Alzheimer (bunama) ile insülin direnci arasında bağ olduğu da saptanmıştır.

İnsülin direncinin tedavisi için öncelikle böyle bir durum olabileceğinden şüphelenilmeli ve yapılacak bazı kan tahlilleri ile hastalık ortaya konmalıdır. Hastalığın başlıca tedavisi kişilerde yaşam tarzında değişiklik yapmak, düzenli egzersiz önermek, sağlıklı beslenmeye teşvik etmektir. Sadece egzersiz ve beslenme bile hastalığı önemli ölçüde düzeltir. Ancak yine de bazı durumlarda ilaç kullanmak gerekebilir. Uygulanacak her türlü tedavi programı kişiye özel olmalı ve uzman kişiler tarafından belirlenmelidir. Genelde bu kişiler çabuk acıktıkları için beslenme programları az ve sık yemeye uygun hazırlanmalıdır. Rafine ürünlerden, unlu şekerli besinlerden, katkı maddeli ürünlerden, yapay meyve sularından uzak durulmaldır. Ne yazık ki toplum olarak çok güzel ve sağlıklı bir beslenmeye sahipken, savaşla yapamadıklarını beslenmemizi, sağlığımızı bozacak bir hayat empoze ederek, bizi aslımızda koparıp, özenti bir toplum haline getirerek ve sağlıksız yetişen nesillere yol açarak yapmayı başardılar. Şimdi herkes bir gayret içindeki eski halimize dönelim…ancak faydasız zira öyle alıştırıldık ki, rahata öyle adapte olduk ki, geriye dönmek çok zor. Yine de benim size tavsiyem, daha az arabaya binin, daha çok yürüyün. Daha çok evde beslenin, annelerinizden yogurt yapımını, tarhanayı, salçayı öğrenin. Kapitalist  sistemin hasta bireyleri olmaktan kurtarın kendinizi. Uyuşuk şişman bir nesil yetişiyor, üstelik ne yazık ki tek tehlikesi insulin direnci değil…..uyanmamız gerek…aslında köylümüze daha çok ekip biçecek alanlar tahsis edip büyük şehirlerden kendi topraklarına geri dönmelerini teşvik etmek gerek. Hayvancılığı tekrar canlandırmak gerek. Yeşillerimizi tüketerek yerlerine betonlar dikerek santraller yaparak ancak kendi sonumuzu hazırlıyoruz. Ne yazık ki farkında değiliz ya da farkında olmak işimize gelmiyor. Ama çocuklarımızı çok zor bir dünya bekliyor.

Hepinize bol hareketli, sağlıklı, huzurlu günler dileklerimizle…