2011 yılı ülkemiz ve bütün dünya için çok hızlı geçmeye devam ediyor. ABD nin büyük Ortadoğu projesi çalışmaları hızla ilerliyor. Orta doğudaki devletleri, bu güne kadar kendi seçtikleri diktatörlerle yöneten ABD, ekiplerini değiştiriyor. İnsanlık değerlerini hiçe sayan bir anlayışla yönettikleri, Ortadoğu ülkelerini artık yönetemiyorlar, küreselleşen dünya, iletişim teknolojilerinde ki gelişmeler, kısaca bilgi çağı, toplumları diktatörlerle yönetmeyi imkansız hale getirmiştir. Her zaman iyi polis rolünde olan ABD, orta doğu ülkelerinde ki muhalifleri örgütleyerek yönetimlere karşı isyan bayrağını açtırmıştır.
Ancak direnen liderler Ortadoğu da kan dökmeye devam etmektedirler. Bütün Ortadoğu Ülkelerinde muhalif hareketlerin hemen aynı zamanda başlaması manidardır. Tek elden kumanda edildiği apaçık anlaşılmaktadır. Adına değişim denilen bu hareketlerin neleri değiştireceği önümüzdeki dönemde ortaya çıkacaktır.
Demokrasiden uzak, bilgi akışına kapalı, eğitimsiz, diktatörlerle yönetilen toplumların dünyadaki gelişmelere ayak uydurması, zaten beklenemez. O halde değişim kaçınılmaz lafının arkasında ki gerçek ortaya çıkıyor. Nedir diye düşündüğümüzde, medeniyette meydana gelen sosyal ve ekonomik anlamda meydana gelen ve halk için önemli pozitif insan hakları gelişimlerinin gerisinde kalan toplumların, az da olsa bu değişim sürecine ayak uydurması gerekiyor. Aksi takdirde toplumlar arası farklılıklar dünyada yaşamayı zorlaştırıyor.
Önümüzdeki asrın, globalleşen bir dünya şeklinde geçeceği düşünüldüğünde, bu duruma ayak uyduramayan toplumlarda sıkıntılar meydana gelecek ve dünya yaşamını olumuz etkileyecektir.
İşte bunu fark eden ve dünyanın liderliğine soyunan ABD, orta doğu ülkelerinde vesayet sistemine son vererek kendi himayeleri altında sivil ekiplerle demokratikleşme adı altında yeni yönetim ekipleri oluşturmaktadır. Bu ekiplerin dillendirecekleri söylemler ise gelişim, özgürlük ve demokrasi gibi söylemler olacaktır. Bu operasyonlar yıl ortasında başlamış olup halen devam etmektedir.
Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra dünyada tek lider olarak kalmak isteyen ABD, bir yandan vesayet sistemi altında yönettikleri ülkelerde demokrasi açılımları yaparak ekip değiştirirken, diğer taraftan da, dünya lideri olmanın avantajını kullanarak batmak üzere oldukları ekonomilerini kurtarmak için yeni kaynaklar aramaktadırlar.
Bu günlerde Ortadoğu da meydana gelen değişimlere ve olaylara bu gözle bakmak gerekir. Bu bakış açısı ile dünyada ne olup bittiğini daha iyi anlayabiliriz.
Yeni dünya sistemi içerisinde dünya insanlarının belirlenen kurallar içerisinde daha sorunsuz yaşayabilmeleri için, dinler arası farklılıkların mümkün olduğu kadar azaltıldığı, dinler arası ortak unsurların çoğaltıldığı, kısacası dinler arası diyalog bağlantıları ile medeniyetler ittifaklarının sağlanması, destek projeleri ile yeni dünya düzeninin oluşturulması yönündeki, ABD tezi tüm Ortadoğu da hala uygulanmaktadır.
Dinler arası diyalog söylemleri ile cami ile kiliseyi bir arada tutarak, birlikte yaşanabileceği konusunda yapılan çalışmalar otuz yıl öncesinden başlanmış hala devam etmektedir. Bu proje ile Hıristiyanlarla Müslümanların bir arada sorunsuz yaşayabileceğin bir dünya düzeni oluşturulmak istenmektedir.
Adına ılımlı İslam denilen hadise bu ola gerek diye düşünülüyor. İslam nasıl ılımlı olacak ılımlı olunca haşa hangi inançlarımız yumuşatılacak bilmiyoruz. Acaba bu bir sentez projesi mi? Eğer bir sentez projesi ise, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi olan TÜRK-İSLAM sentezi yerine, Ortadoğu da Avrupa- İslam sentezimi oluşturulacak bilemiyoruz. Bekleyip göreceğiz, bu projeye eleman olan, destek olan, işbirlikçi olanlar tarihçiler tarafından ileride çok daha net tespit edilecektir.