Hükümet tarafından Barış süreci adı altında başlatılan kampanya devam ediyor. Akıllı insanlar bölge bölge heyetler halinde görevlerini yapmaya çalışıyorlar.
Akil insanların bazıları konu hakkında halktan fikir alıp hükümete ileteceğiz derken, bazıları halkı çözüm sürecine ikna edeceğiz diyerek görev tanımlarını yapıyorlar. Anlaşılıyor ki akil insanlarda neden görevlendirildiklerini bilmiyorlar. Akil insanlar halkla görüşeceğim diyerek sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve yönetim kurulları ile görüşüyorlar. Münferit tepkilerin dışında pek bir tepki almıyorlar. Çünkü sivil toplum örgütleri yıllar önce AK Parti kontrolüne geçmiş durumda.
Ayrıca Ankara’ da çekilen kılıçlar ve liderlerin tamamen ne anlama geldiğini belki de kendilerinin bile bilmediği sert ve incitici lafları toplum psikolojisini törpülemiş durumda. Sanıyoruz toplum mühendisleri yine iş başındalar. Yapılan bu kampanya ile alakalı MHP ve CHP milletimizin kırmızı çizgilerini tavizsiz olarak savundukları yönünde ki sert açıklamaları toplumun tansiyonunu düşürmüştür. İşe bu yönü ile bakıldığında aslında akil insanlardan beklenen bir sonuç olmadığı anlaşılıyor. Gerçekleşen sürece bir kılıf bulma bu dönemde dolu dolu çalışılıyormuş havası vermeyi amaçlayan bir operasyon zincirinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Yapılan kampanyalarla toplum barışa taraf olan veya olmayan diye ikiye bölünmeye çalışılıyor. Bir toplum mühendisliği daha görüyoruz. Ülke siyasetinin ikiye bölünmesinden kim karlı çıkmıştır. Geçtiğimiz dönemde yapılan referandumdan sonra yapılan seçimlerde kimin karlı olduğu ortaya çıkmıştır. Bilinçli olarak sağda ki büyük parti MHP ile solun tek partisi CHP aynı grupta tartışanlar olarak karşı taraftaki AK Parti ile ayrışmış olacaklar ve yakın gelecekteki ülke siyaseti bu eksen üzerinden yürütülecektir. Bu siyasal süreç içersin de kimin karlı çıkacağını kestirmek zor değildir.
İktidar alternatifi olabilecek olan MHP ve liderinin seçimlerin ideoloji temelli siyasal söylemlerle değil, toplum psikolojisi ile kazanıldığını görüyor olduklarını temenni ediyoruz. Kimse bu düşüncemizi abartılı değerlendirmesin. Çünkü orta yerde ki söyleme bakalım; 1-Barış tarafı olanlar 2- Barışa karşı olanlar. siyaset bunun üzerinden yürütülüyor. Tribünler dolduruluyor. Amigoluğu da akil adamlar yapıyor. Şimdi bu maçın taraflarına bakın tribünler kimi alkışlar. Böyle basit senaryolarla yıllardır devletimizde iktidarlar belirleniyor. Kontrollü siyasetin dışına kimse çıkamıyor.
Şimdi işin esasına bakalım. Temel yanlışlar var. Orta yerde bir savaş yoktu ki barış olsun. PeKaKa terörist bir örgüt değil midir, 30 yıldır herkes kandırıldı mı? Kürtlerin gerçekten bir sorunları var mı? Türklerle Kürtler gerçekten kardeş midir? Türkiye de ki sorun Kürt sorunumu PeKaKa sorunumu? Sorun çözülecek mi? beklenen seçimlere kadar ertelenecek midir? Muhalefette dahil hiç kimse işin esasları hakkında gündemi oturtamıyor. İktidarın yapay gündemleri gerçek gündemlerin önüne geçiyor. Artık kimse zamanı idare etmeye çalışmasın. Kimsenin barıştığı sulh olduğu bir şey yok. Tehlike ötelenerek siyasi istikbal uğruna büyütülecek ve ileri de milletimizin başına daha büyük bir bela olarak geri dönebilir. Böyle bir riski neden alıyoruz ki.
Türk’le Kürt arasında bir sorun varsa şimdi çözelim. Tehlikeyi neden çocuklarımıza öteliyoruz. Kürtlere şunu soralım. Siz Türkiye Cumhuriyeti içersin de Türk Milletinin bir parçası olarak yaşamaktan vaz mı geçtiniz? Devlet kurulurken kabul ettiğiniz durumdan memnun olmayıp PeKaKa ile aynı düşünüyorsanız size de PeKaKalı muamelesi yapıp hesabımızı görelim. Yüce Türk Milleti tehdit kabul etmez. Ve her türlü hesabı verir ve her türlü hesabı görür. Kimse hayal filan kurup kendisini bir şey sanmasın. Milletimin kırmızı çizgilerine kimse karışamaz dil uzatamaz. Devletimize, Milletimize, Bayrağımıza, Vatanımıza, Dilimize ve Dinimize dokunmadan Kürtleri mutlu edecek bir hakları varsa verelim. Bu konuyu açılmamak üzere kapatalım. Açılır ise herkes altında kalır benden söylemesi.
Değerli okurlarım, bu süreç içersin de ne olduğu ve neden barış süreci diye bir sürece ihtiyaç duyulduğuna ilişkin önemli gördüğüm birkaç iddiayı paylaşmaya çalışacağım. PeKaKa’nın silahlı gücü 2002’de bitmek üzereydi. Sonra iktidar değişikliği diyalog kuralım sözleri bunları tekrar güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Son yıllarda anlaşıldı ki sözle bir şey çözülmüyor. Tekrar silahlı mücadeleye ağırlık verilmiştir. Güvenlik kuvvetlerimiz hainlerin yüzde 90’ından fazlasını imha etmişlerdir. Gelinen durumda zaten bir örgüt filanda kalmayacaktı. Dağılma sürecine girdiler. Ancak devletimizi yöneten irade bu süreci dostlukla tamamlayalım. Kürt vatandaşlarımızda yenilgi psikolojisi olmasın, kaynaşalım tek millet olalım mantığı ile Kürt vatandaşlarımıza zeytin dalı uzatılmıştır. Başarılı İçişleri Bakanı İdris Nami Şahin bu yüzden görevinden alınmıştır. Yerine bölge insanı tayin edilmiştir.
Bu işin uluslararası boyutu var ve süreci doğrudan etkiliyor. İsrail’le yakınlaşmamız, barış süreci aynı anda cereyan etmektedir. Kandildeki teröristler Süriye’de savaşan muhalif Kürtlere katılmışlardır. Bütün bunlar sürecin bir kontrol altında devam ettiğini gösteriyor. Ancak ilginç olan siyasiler de dahil, ne olup bittiğini kimse anlamıyor. CHP Genel Başkanı, İçişleri Bakanı için süreci biliyor mu ki bize de anlatsın demesi her şeyi aslında açıklıyor. Ayrıca bakıyorsunuz bir Bakan çıkıyor, Türkiye’deki halklardan bahsediyor. Devlet bölünecek sanıyor galiba! Bir diğeri bakan sayın hemşerimiz çıkıyor toparlıyor. 4 T den taviz vermeyeceğiz diyor. Her şeyi özetliyor. Herkes rahatlıyor.
Burada şunu da söyleyelim, Güneydoğudan TSK çekiliyor açıklamalarına Genel Kurmay açıklama yaparak cevap veriyor. Valilerle koordinasyon içersin de güvenlik ihtiyacına göre planlama yapılıyor.Doğrudan bir asker çekme yoktur deniyor. Anlaşılan süreci en iyi Genel Kurmay anlamış. Bu planlama bayağı bir zamandır var sanıyoruz. Devletimiz uyguluyor siyasetçiler gündem mi dolduruyor anlamaya çalışıyoruz. Yüce Allah Türk’ü korusun ve Yüceltsin.