12. 12. 2017

Türkiye dünyaya meydan okur!

Yazdır

Türkiye, dünyanın en büyük 10 ekonomisi olması yolunda ticari deha ile rehberliğinizi üstlenecek. Türkiye coğrafi konum olarak Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının ticaret merkezi olma özelliğine sahip tek stratejik ülkedir.

Asırlar boyunca bu topraklar da dünyanın en büyük ticaret hacmine ulaşılmış, aynı zamanda uygarlıklar ve medeniyetlerin ekonomi tarihi yazılmıştır.

Ülkemizin genlerinde olan ve tarih boyunca nesilden nesile geçen ticari zeka, hedeflenen ekonomik mucizeyi küresel stratejik pazarlama yaklaşımı ile sağlayabilir.
Ticaret Odaları, şirketleri sadece kayıt altına almakla kalmamalı, açılışını sorgulamalı, büyüme sürecine kadar gerekli aşıları yapmalı, eğitimini desteklemeli, rekabet koşullarını belirlemeli, dünyada oluşan salgın hastalıklara karşı gerekli tedbirleri almalı ve iflas ettiğinde ise sorumluk sahibi olması için yetki verilmelidir.

Türkiye ekonomisinin hedeflenen oranda büyümesi için öncelikli olarak tüm ticaret odalarının birleştirilerek ticari pazarlama kurulu çatısı altında her alanda uzmanlardan oluşan sektör liderleri ile dünyanın en büyük profesyonel ticaret ağı koordine edilmelidir.

Dünyanın ticari dehası olan Türkiye, ekonomik büyüme odaklı merkezi sistem ile satış ve pazarlamaya ağırlık vererek dünyaya ticari saldırı kurgulamalı, bu topraklardan geçişe ticareti şart koşmalıdır.

Ticari başarının, girişimciliğin olmazsa olmazı ticaret hukuk yapısına güven damgası vurulmalıdır. Karşılıklı güven mekanizması için tedarikçi ve üretici arasında değer zinciri kazan kazan stratejileri uygulanabilir. Her alanda uzman heyetler ile sektörel bazlı ticaret hukukuna vicdan kazandırılması, diğer sistemlerin temelin oluşturması açısından büyük önem arz ediyor.
Dünyanın ticari dehası olan, paranın bulunduğu bu topraklarda yeni tasarruf sistemleri geliştirmeli tüketim toplumu olmamız için gerilla pazarlaması yapan sömürü şirketlere karşı önleyici tedbirler alınmalıdır.

Bu topraklarda paha biçilmez değerlerimiz var. Öncelikli olarak en kaliteli ürünleri bizzat kullanmalı yani iç piyasaya sunmalı sonra kaynaklarımızı değerinde satmak için değer biçmeli ve dışa açılmalıdır. Ticari gelir vergileri ile toprağa yatırım yapılmalıdır. En önemlisi kalite yönetim sistemlerini öğrenip özümsemeli, kalite ticaret sistemlerini kurmalı ve uygulamalıyız.

Türkiye’nin genç nüfusa oranla şirketlerin yaşam süreleri çok kısa olması özellikle aile şirketlerinde parçalanmalar zor şartlarda kurulan ve büyüyen işletmeler aslında çalışanların kazanımlarıdır. Ülke olarak bu kazanımlara sahip çıkmalı ve sürdürülebilir büyümeyi sağlamalıyız.

Türkiye’nin güçlü bankacılık sisteminin ticari faaliyetlerde nasıl katkı sağlayacağını araştırmalı ve kar zarar yapısı üzerine inşa edilmelidir. Güçlü olarak nitelendirdiğimiz bankacılık sektörü, kolay ve sorgulamadan kredi vererek kuruluşları veya vatandaşları borç batağına sürüklemesi zincirleme iflaslara neden olmaktadır. Bankacılık sisteminin aldığı katı tedbirleri her iki taraf için uygulanarak bütünsel sistem yaklaşımı ile kazanımları desteklememiz gerekir.

Savunma sistemlerine yapılan yatırımları, askeri alanda kullandığımız insan kaynağını ekonomi hedefine yönlendirmeliyiz.

Ekonomi kültürü, geleneksel başarı düzeyini sağlam ticari ilişkilere dayandığını yansıtmaktadır. Kaliteli üretim, akıllı tüketim ve güvenli ticaret ile doğru yatırım gelişen ekonominin göstergeleridir. Ülkemizde insanların tutum ve davranışlarına baktığımızda kaliteli üretimi yakaladığımıza sevinirken ürettiklerimizi satamadığımız, bilinçsiz tüketim ve değer kaybeden yatırımlara yöneliyoruz.

Düşene gülmeden ve ayağa kalkmasına destek olmalıyız. Tekrar güçlü olmak için birbirimize güven duymayı ve birlikte hareket etmeyi yakın tarihimizde yaşamamıza rağmen çok çabuk unutuyoruz.

Bu topraklarda hüküm süren tüccarların gücüne güç katmalıyız.

Özetle ifade etmek gerekirse; aldığımızı satmayı ve satabildiğimizi üretme yeteneğini sahip olmalıyız.
Kadın erkek girişimci ruhu ile muhteşem bir atak sağlayacak ticarete dayalı ekonomiyi zenginleştirmeliyiz.