15. 11. 2019

Aklınla hür yaşa Türkiye

Yazdır

Türkiye’nin üreten ülke olması için çalışıyoruz.
Bu konuyu araştırırken Prof. Dr. Umran Savaş İnan’la mühendisliğe,  araştırma ve geliştirmeye dair kısa ama unutulmaz bir sohbetimiz oldu.  Koç Üniversitesi’nde rektörlük görevini sürdürmekte olan Prof. Dr. Umran İnan, lisans ve yüksek lisans eğitimini Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde tamamladı. Mühendislik dalında Stanford Üniversitesi’nde doktora derecesi aldı ve 36 yıl aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev yaptı. Uzay Telekomünikasyon ve Radyobilim Laboratuvarı’nın Direktörü olarak çalıştı. Aktif olarak plazmalardaki elektromanyetik dalgalar, yıldırım sırasında oluşan akım boşalımları, iyonosfer fiziği, yakın-dünya uzay fiziği,  radyasyon kuşakları ve çok düşük frekanslı uzaktan algılama konularında araştırmalar yürütmektedir.

Birçok bilimsel kurum ve kuruluş üyelikleri ve önemli görevleri yanı sıra Stanford Üniversitesi tarafından, araştırmaları teşvik etme alanında gösterdiği başarısı ve üstün öğretim başarısı ile birçok önemli ödüle layık görülmüştür. Grup olarak yaptığı araştırmalarla da Ulusal Havacılık ve Uzay İdaresi ve Avrupa Uzay Dairesi tarafından ödüllendirilmiştir. Profesör İnan, ABD Antarktika Servis Madalyası’na da layık görülmüş ve bu sebeple Antarktika’daki dağlardan biri “İnan Tepesi” olarak isimlendirilmiştir. URSI ve Royal Society tarafından üç senede bir verilen Appleton Ödülü’ne de layık görülmüştür.

Görüşmemiz süresince belki özgeçmişinde rastlayamayacağınız bazı detayları paylaşmak isterim, Kemahlı anne ve Erzincanlı bir babanın oğlu olan İnan, Erzincan’da doğdu. Memur bir ailenin çocuğu olarak, uzun yürüyüşlerde gelecek için kurduğu hayallerinin ötesinde zorlu, yaşamın dahi olmadığı bölgelerde gerçekleştirdiği büyük projeleri, araştırmaları, makaleleri ve kardeşi Aziz İnan ile yazdığı eserleri, çalışmaları, bir o kadar inanılmaz kariyeri ile içindeki heves ve heyecanı takip edebilmenin ruhunu, Erzincanlı olmanın farkındalığı ve gururuyla yaşadığını dile getirdi.

“Nesilden nesile aziz Erzincan, oku” başlıklı bir önceki köşe yazımda okumanın önemine değinmiştim. Prof. Dr. Umran İnan, nesiller arası diyalog olarak tanımladığı üniversitelerde, kendisinin yaşamı boyunca okumaya verdiği önemi, daha da önemlisi çok az bildiğini zanneden, her şeyi bildiğini düşünenlerin, birlikte uzun süre çalışabilme, öğrenebilme ve sorgulama yeteneği kazanabilmesinin ve hayal kurabilmesinin önemine değiniyor.
Prof. Dr. Umran İnan’ın, Erzincan’dan Antarktika’ya olan kariyer yolculuğu ile macera, bilimkurgu, biyografi filmlerine konu olacak yaşamının, bu ülkenin mühendisleri, genç beyinleri için en çok ihtiyaç duyulan araştırma, geliştirme,  eğitim ve öğretim alanlarında göstermiş olduğu dünya çapında başarısıyla Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Erzincan için deha olan Prof. Dr. Umran İnan’ın söylediği “Hür insan üretir” sözü üzerine gelecek nesillerin elinde bulundurduğu özgürlüğün bilinciyle elde edilen başarıları bir adım öteye taşımak için çaba göstermeliyiz.
Mühendislerin imkânsızı başarma arzusu ve bu yöndeki çabalarının, sürekli düşünen ve ortaya çıkarmaya çalıştıkları uzun süren projelerin aslında insanların genelinde, boş uğraşlar olarak algılanan ve ihtiyaçları arasında öncelik sıralamasında yer almadığını görmekteyiz. Kısa süre öncesinde yatırım dahi yapılmayan projelerin şu an ihtiyaç önceliklerini kitlesel olarak değiştirdiği tartışılmazdır. Toplum için önemli olan bu projelerin, insanların ihtiyaç hiyerarşisini değiştirmesi hatta çıkmaza giren kaynak savaşlarına karşın insanlığın medeni bir yaşam sağalama çabası için uğraşan bilim insanlarına yardımcı olması gerekir.
Öncelikle insanların birbirlerine ve daha da önemlisi tüm canlılara saygı duyması gerekir.

İnsanın, geleceği için umuda düşmesi, mühendisliğin topluma fayda getirmesini sağlamaktadır. Her yeni proje insanın sorgulama yeteneğini geliştirmesi ve düşünce gücünün bilinciyle imkânsızlığa meydan okumasıdır. İnsanın azmi ve teknolojik gelişmelerin insanlığa faydası, motivasyon ve umuda bakabilmenin kazanımıdır. İnsanın yaşama umutla bakabilmesi, zorluklarla mücadele etmesi, sonuç alamadığı her an tekrar ve tekrar yılmadan başlaması ve azmi değeri biçilemez bir kaynaktır.

Geleceğe yön vermek için kalıpların dışına çıkmanız gerekir. Bilimsel araştırmalar ya da uzun soluklu çalışmalar, hiç beklemediğiniz bir anda, sizi hayretler içinde bırakacak bir serüvene sürükler. İnsana motivasyon kazandırmanın, çalışma performansını artırmanın zorluğu karşısında, insanın merak duyduğu alanlarda gösterdiği azmin önüne geçmeye çalışmak çok büyük bir hatadır.

Maliyeti yüksek projeler üniversiteler, sanayi ve devlet işbirliği içerisinde yürütülebilir. Ancak Türkiye olarak küçük ölçekli projelere verilen destekleri her meslekte ve her eğitim düzeyinde olan çalışanlara sunmak gerektiği düşüncesindeyim. Gelişmiş ülkelerde birkaç kişiden oluşan ekiplerin takım ruhu ile garajlarda, kendi imkânları ile dünyada ses getiren büyük projeleri başarmalarına şahitlik ediyoruz. Aslında ülkemiz insanı bu yönde kısıtlı imkânlar ile çok farklı ürünler ve fikirler üretebiliyor. Bu nedenle de, her meslek için kapıları sonuna kadar açık olan atölyelerin olması ve özgürce yararlanılması için gerekli imkânların sağlanması gerekir. Kişi bazlı teşvikler, küçük ölçekli işletmelere verilen teşviklerde oluşan bürokratik, gereksiz evrak işleri, danışmanlık ve benzeri sorunlardan ziyade kendi işini kurmak isteyen her vatandaşımıza belli bir ciroya kadar sabit giderin olmadığı veya kitlesel her alanda 7-24 açık atölyeler ve laboratuvarların her şehrin ilçelerinde oluşturulması gerektiği düşüncesindeyim.
Gençlerin araçlara, yarışa olan ilgisi ve modifiye etme tutkusuna yönelik, araç üretimiyle ilgili makine ve ekipmana sahip atölyelerin bu tutkuyu yerli araç üretimine dönüştürmesini hedeflemeliyiz.

Öğrencilerin müziğe olan ilgisini açığa çıkarabileceği, her enstrümanın en iyisinin olduğu, enstrüman üreticilerinin size çaldığınız enstrümanı üretebilme yeteneği kazandırdığı sanat atölyeleri kurmalıyız.
Ülkemizin her karışında paha biçilmez zanaatkarların önderliğinde mesela Erzincan kültüründe olan bakır işlemesi gibi zanaatlara meraklı gençlere bu işi öğretmek üzere her şehrin dokusuna has zanaat atölyeleri kurmalıyız.
Mühendisin, tıp alanına olan merakı neticesinde tıp alanında kullanılan ekipmanlara kazandırdığı bakış açısının insana faydası düşünüldüğünde her uzmanlığın merakları insanlığa fayda noktasında değer zinciri oluşturmaktadır.

Başka bir tabirle, merak duyduğunuz alanlarda “kendin pişir kendi ye” sloganında olduğu gibi “kendin üret, kendin kullan”, “kendi ürettiğini, kendin sat”, sloganlarıyla özdeşlesen çırak, kalfa, usta yaşam döngüsüne ivme kazandırarak marangoz, cam, elektrik, tesisat atölyeleri ile genç beyinlerin dünyaya meydan okumaları için imkân sağlamalıyız.
Aslında insan uğraşı sonrasında emeğinin karşılığını hemen almak ister. Siz buna zorlamasanız da, beklenti bu yöndedir. Yatırımın hemen geri dönüşünün olmamasının, zorlayıcı çalışmalar ve uzun süreli olması riskine karşın daha faydalı olabileceğini unutmamak gerekir.

Bilimsel getirisi olan bu çalışmaların öncelikle insanlığa faydasına odaklanmalıyız. Her alanda azimli, yetenekli beyinlerimizi koordine etmemiz gerekiyor. İnsan kaynağını, genç nüfusun azmiyle değer zinciri oluşturabilmenin metotlarını geliştirmeliyiz. Böylece gençlerimizi hür ve üreten bir ülke gençliği düzeyine ulaştırabiliriz. Türkiye’nin en yetenekli insanlarının, en serbest ve en hür şekilde, merak duydukları işe yönelmelerine imkân tanımalıyız. Yeteneklerin önünü açmak için serbest bir alan oluşturmak ve dar kalıpların ötesinde, yeniliklere açık, irfanı hür, fikri hür, vicdani hür, üreten, akıllı Türkiye olarak birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz.