21. 08. 2018

Kutlu nesil

Yazdır

Gelin biraz zaman içerisinde yolculuk yapalım. Hz. Hüseyin Efendimiz dönemine gidelim mesela.

Kerbela’dayız.
Hz. Hüseyin Efendimiz dedi ki: "Ya Rabbi! Onlara gökten yağmur indirme!.., Yeryüzü bereketlerinden onları mahrum eyle!...
Mukaddes isimlerine kurban olduğum Yüce Allah’ım!
Onları geri bırakır yaşatırsan, onları nimetlerinden mahrum eyle, onlar için türlü türlü yollar yap, birliklerini yık, onları mutluluktan mahrum eyle!
Hz. Hüseyin Efendimizin yakarışından sonra o coğrafyada yaşayıp ta Hz. Hüseyin Efendimiz’ in aman deyişine yardım edebilecek olduğu halde yardımına koşmayanların arasında fitne, huzursuzluk, gözyaşı ve kan hiç eksik olmadı. Bu Hazreti Hüseyin Efendimiz ’in kanında zerre miktar elinin kiri olmayan bir kavim gelinceye kadar…

Peki sonra ne oldu?
Tam 850 yıllık huzursuzluktan sonra ne oldu da bu coğrafyaya 400 yıl sükûnet iniverdi…

95 yıldır şanlı ecdadımız Osmanlı bu topraklarda yok. Üstelik Osmanlı’nın 623 yıllık saltanatın 400 yıla aşkın bir dönem hükmettiği bu bölgede bıraktığı tecrübede yok.95 yıldır kan hiç dinmedi, gözyaşı hiç azalmadı. Yetimler arttı. Kadınlar dul, evlatlar babasız kaldı.

Yanı başımızda Irak, Suriye. Bir öte tarafta Filistin, Mısır…
Bir taraf hep Hz. Hüseyin gibi mazlum ve mağlup… Bir taraf hep Yezid gibi ihanet dolu… Ve bu coğrafya maalesef Hz. Hüseyin Efendimiz ’den sonra hep Kerbela… Hz. Hüseyin Efendimize ne demişlerdi. Ey Hüseyin Kufe halkına güvenme…
Kufe Halkı Bi Vefa (Kufe halkı vefasızdır)
Dün Hüseyin Efendimiz şehit edilirken etraftaki tepelerden seyreden Küfe halkı da ağlıyordu, tıpkı iftar sofralarının başında haberleri seyrederken bizim de ağladığımız gibi…

Unutmayın,
Hz. Hüseyin Efendimiz’ in kanının hesabı Kufe halkından sorulacağı gibi bizlere de Filistinli, Iraklı, Suriyeli çocukların akan kanının hesabı sorulacaktır. En yukarımızdakinden, en aşağımızdaki her ferde kadar. Daha da geriye gidelim isterseniz. Günümüzden yaklaşık 3500-4000 sene önce yaşamış olduğu dönemde Beytullah’ı inşa eden Hz. İbrahim Peygamberdir. Bu 3500-4000 yıl aralığında Kabe tam altı kez işgal teşebbüsüne maruz kalmıştır. İşgaller hep kendini "Müslüman" olarak tanımlayanlar tarafından yapılmış, işgal teşebbüsleri ise Hristiyanlar tarafından yapılmıştır. Mülkün sahibi Yüce Allah "beyt"ine kan dökmek kastı ile gelenler Müslüman veya kendini öyle tanımlayan kulları olduğunda merhamet etmiş ve onlara tövbeleri için fırsat vermiş ama işgal kastı ile gelenler Hristiyan veya gayr-ı müslim olduğunda ya Ebabilleri veya Ebabi misalı kulları ile onların bu cürümlerine engel olmuştur. Yemen Valisi Ebrehe tarafından yapılan ve henüz yeryüzünde O’nun ümmetinden Allah’ın dininin koruyucuları olmadığı için "Beytullah" sıra dışı bir yolla "Ebabil"lerin koruyuculuğuna bırakılmıştır. Tıpkı Hz. Peygamberi mağarada koruyan örümcek gibi.

Peki bundan tam 30 sene önce kalabalık ve silahlı bir grubun Kabe'yi basması, Harem-i Şerif’in haftalarca işgal altında kalması, çatışmalarda yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesi ve baskının çok kanlı bir şekilde, hem de Fransız antiterör birlikleri kullanılarak sona erdirilebilmesi esnasında Rabbimiz Ebabilleri niçin göndermedi? Sebep çok açıktı. İşgal eden kullarının kendilerince bir Hz. Muhammed sevgisi vardı ve bu yüzden onları birbirine bıraktı. Portekizliler Hindistan’ın batı sahillerindeki Goa şehrini aldıklarında 6000 Müslüman kardeşimizi katletmiş geri kalanları da ertesi gün camilere doldurup yakmışlardı. Çanakkale Savaşlarında 57. Alay önünde Avusturalyalıların asker kardeşlerimizi bir ağıl içerisine alıp diri diri yaktıkları gibi. Bu hainler daha da ileri gidip  Nil’in yatağını değiştirerek Mısır’ı kurutmak ve Hz. Muhammed (SAV)’in türbesini yıkmak olduğunu ilan ettiğinde bu toprakları elinde tutan Memluk sultanlığının Kızıldeniz de üç tane gemisi dahi bulunmamaktaydı. Şanlı ecdadımız bunu haber alında Osmanlı tahtında bulunan II. Bayezid 30 gemilik bir yardım filosu ve donanma inşası için mühendis ve teknik malzemeleri gönderdiğinde tarih 1511 yılını göstermekte idi. II. Bayezid açık denizlerde serbest çalışan Türk korsanlarına da haber göndererek Memluk Sultanının emrine girmelerini istemişti. 30 gemilik yardım filosunda o gemileri kullanacak denizcilere de ihtiyaç vardı. Henüz filoyu bile inşa edemeden Osmanlı Sultanı II Bayezid vefat etti. Ama vefat etmeden önce emaneti ehil ellere teslim etmişti. Çünkü tahta oğlu Yavuz Sultan Selim Han vardı. Kendisi hayatta iken oğlu tahtta idi. Artık Portekizlilerin hain planlarının karşısında Yavuz Sultan Selim Han vardı. Kabe’yi yıkma teşebbüsünde bulunmak isteyen Portekizlilere yüzlerce levendimiz karşı koydu. Kabe öncesi Aden Körfezi girişindeki Aden şehrini alamadılar. Bu çarpışmalarda kim bilir kaç ana kuzusu şehit olmuştu. Dün Kabe’yi koruyan Ebabillerin yerini almışlardı onlar. Dün fitne nasıl kol geziyorsa bu topraklarda bugün de aynı şekilde cirit atıyor meydanlarda. 1514 yılında Memluklular ile aramız açıldı. Kendilerini İslam dünyasının lideri olarak gören bu devlet biz olmadan kendi topraklarını koruyamazken, yetmezmiş gibi, Çaldıran seferinde Şah İsmail ile birlikte hareket ederek Osmanlı ihtiyat kuvvetlerini arkadaş vurmuştu. Bu yüzden Zembilli Ali Cemali Efendi’ye fetva sorulduğunda verdiği cevap arşı titretiyordu. "Puta tapanlara (yani Safeviler’e-Şah İsmai’in taifesine) hizmet eden puta tapmış gibdir. Te’dibi gerektir" diye fetva verdi ve Yavuz Sultan Selim Han Hz. Peygamber’in manevi daveti ile memlukler üzerine yola çıktı.

Hz. Hüseyin ile Kerbela üzerine çıktığımız bu yol üzerinde  bir anda  kendimizi Yavuz Sultan Selim Han’a davet gönderen Hz. Peygamber’in manevi işaretinde buluyoruz. Osmanlının bu topraklarda nasıl olupta 400 yıl sulh içinde yönettiğinin işaretlerini arayanlara küçük bir ipucu vereyim. Bu devlet Hz. Peygamber Efendimiz’ in Mekke ve Medine de kurmuş olduğu devletin devamdır. Osmanlı Hz Peygamber’in sünnetine göre yaşıyordu. Bu büyük devletin ince ruhlu devlet büyükleri vardı. O yüzden bu devleti ayakta tutan bu manevi yapı taşları idi. Sünnet medeniyetinin kutlu padişahları Medine’ye girerken bile sırtlarını Yüce Peygambere dönmemek için çaba sarf etmişlerdir.
Eğer alemlerin rabbi ömür verse idi Yavuz, Hicaz’ın emniyetini kalıcı kılmak için görev yeri Kızıldeniz ve Hint Okyanusu olan büyük bir donanma inşa edecekti. Ama olmadı. Kısa sürdü Yavuz’un ömrü. Bize öyle bir cümle bıraktı ki koca sultan, "Nerede bir Sahabe izi görürseniz unutmayın ki o toprak bizimdir. Nerede bir sahabe izi görüp te alamadığımız bir yer var ise unutmayın ki o toprak bizim olsun diye zamanını bekliyordur"
Ümmet hep bu şiar için çalıştı. Hz Peygamber’e hep saygı gösterdi. Zor zamanlarda onun bir sünnetini gerçek ağızlardan duyabilmek için kilometrelerce yol kat etti. Sonrasında ellerini semaya açarak şu duayı yaptılar.

Ya Rabbi, senin bize bu dünyada verdiğin en değerli nimet: iman ve İslam nimeti ise ondan sonraki, bunlarla dolu olan evlat nimetidir ki emanetin bildik onları.

Ya Rabbi, sen bize Yavuz gibi, Kanuni gibi, Fatih gibi, Abdülhamid Han gibi İslam ve ona ait her şeyi korumak söz konusu olduğunda dönmemek pahasına yola çıkan evlatlar nasip eyle.
Alemde ne varsa hepsi senindir zira…
Zulüm ve küfür her nereye gitse karşılarında bizim evlatlarımızı onları bekler bulsunlar her daim.
Sünneti Seniyyeden ayrılmamamız ümidiyle,
Allah’ın selamı üzerinize olsun.