21. 08. 2018

Sorumlular kimler?

Yazdır

Canım memleketim ne hale geldi. Ülke içerisinde, ülke dışarısında işler iyi gitmiyor. Cumhuriyetimizin en mahrem kurumları dahi işgal edilmiş görünüyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Her sabah insanlar giderek daha da artan bir endişe ile uyanmaya başladı. Adalet tartışılır hale geldi. Oysa ki insanları bir arada tutan organizasyonlar yani devletler Adalet temeline oturmuş durumdalar. Eğer adalet yok ise kişiye göre hakimler karar veriyorsa, gayri gerisini düşünmeye bire gerek yoktur. Yüce Allah(cc) hak dinleri ve Peygamberleri adaleti tesis etsinler diye insanlara göndermiştir. Esas olan adalettir. Adalet olmaz ise uzaya tünel yapsan ne yazar, yerküreden delik açsan ne yazar. Her şey Yaradan Rabbimizin rızası için yapılmalıdır. Kimse yanlış anlamasın; buradaki belirttiğimiz hususun CHP’nin yürüyüşü ile bir ilgisi yoktur. Üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hain kalkışmanın asıl sorumluları yakalanıp cezalandırılmamış, siyasi sorumlularına ve üst bürkrasiye halen dokunulmamıştır. Amaçlanan ilahi düzende kimsenin “Atı alan Üsküdar’ı geçtiği” gibi bir şey olamaz. Zira Allah(cc)’ın hukuku evrenseldir. Sonuçta herkesin İlahi teraziden geçeceği şüphesizdir.

Ülkede her geçen gün gerginlik artıyor. Seçimler de neredeyse ikiye bölünen bir toplum ortaya çıktı. Bu olay öyle bir duruma geldi ki, millet, kişileri baz alarak siyasi tercihlerini yaptı. Yoksa üç sene önce bir şeye beyaz diyen birine inanarak beyaz diyen insanlar, şimdi o kişi yanılmışız bu siyah demesi üzerine siyah demezler. Bu bir nevi liderlik başarısıdır. Burada anlatmak sorgulamak istediğimiz şey bu dönem değil, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren insanların neden sisteme değil de kişiye, lidere güvendiği konusudur.
Atalarımızın mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir takım dış mihraklar kabul ve hazım edememiştir. O günlerden bu günlere Cumhuriyete zarar vermek için ellerinden gelen fitneyi milletimizin içerisine sokmuşlardır. Ülkeyi yıpratmak için önce kurucusuna daha kuvvetli bir silah kullanarak yapmışlardır. Bu da dinimizdir. Önce Atatürk’ü dinsizlikle suçladılar. Sonra anne ve babasına bir takım iftiralar attılar. Atatürk’ün ölümünden sonra 1940’lı yıllarda birkaç hoş olmayan uygulamayı Atatürk’e mal ederek, devleti de dinsizlikle suçladılar. İşin enteresan tarafı tek partili dönemde Atatürk’ün kurmuş olduğu parti olan Cumhuriyet Halk Partisi sol ideolojiye mensup insanların sahiplenmesi ile Atamıza sosyalist, materyalist gibi iftiralarda atılmıştır. Halbuki Atatürk Türk Tarihindeki EN BÜYÜK TÜRK MİLLİYETÇİSİDİR. İdeolojisi de materyalist düşüncelere hiç benzemez. Atatürk’e sol sağ gibi bir tanımlama yapılacaksa kesinlikle sağcıdır. Türk-İslam Sentezi ideolojisine sahip bir insanın materyalist olması mümkün değildir.

Devlete sızdırılan dış odaklı hainler dinimizi kullanarak cemaatleşme yapıları altında ve bir takım tarikatlar vasıtası ile, el altından “Bu adam dinsiz, imansız piçin biridir, kurduğu devlet din düşmanıdır” gibi iftiralarla insanların bilinç altına yüklemeler yapılmıştır. Müslüman mısın? Türk müsün? önce hangisisin? soruları ile Türk kimliğine saldırmışlardır. Bu virüs yıllarca insanların kanına girmiştir. Bu tip dış odakların piyonu olan ve kendini islam önderi sayan cahiller vasıtası ile Türkiye Cumhuriyeti Devletinin eşsiz maneviyatına zarar verilmiştir. Bu çalışmalar, millet evlatlarının başkaları ile birleşerek devletimiz aleyhinde çalışma yapmalarına zemin hazırlamıştır. Eğer böyle olmasaydı bir generalin kendi insanına, meclisine, saldırı yapması düşünülemezdi. Bu vebal, bu güne kadar bu dış mihraklı dinci kişilerin çalışmalarına destek veren, ses çıkartmayan herkesin vebalidir. Herkes şapkasını önüne koyup tıraşını görmelidir. Atatürk’e ve Devletimize sahip çıkalım. Adam kayırmacılığını bırakalım. Yoksa yarınlara çok geç kalmış olacağız.