22. 07. 2018

Liderlerin uzay maratonu

Yazdır

Her ne kadar başka yıldız sistemlerine yolculuk şimdilik hayalden öteye gitmese de, olabilmesi için zamandan öte çağ atlatacak teknolojilere ihtiyaç duyulmaktadır. Medeniyet gelişimi bu hızla devam ederse ve dünyalılar kendi kendilerini savaşlarla yok etmezlerse, başka yıldız sistemlerine yolculuklar çok ileri tarihlerde de olsa olası görünüyor. Zaten gezegen keşiflerin temel amacı insan geleceğinin var olma çabasıdır. Bu süre milyonlarca yılı bulabileceği gibi ışınlama ve benzeri buluşlar ile hız kazanabilir. İleride bir gün başka bir yıldız sistemine yolculuk yapılacaksa bu yıldızın, dünya benzeri, yaşam için uygun koşullar içeren bir gezegene sahip olması gerekiyor. Sonuçta yıldızın direkt kendisinde yaşamak imkansız olduğundan, yaşam alanı ancak bir gezegen yada gezegenin uydusunda olabilir.

Gezegenler arası yada yıldızlar arası yolculuk, kısaca uzay yolculukları, bize şu an için çok uzak görünüyor olabilir. Ancak ilerde insanoğlunun yaşam döngüsü içinde kendine ait bir yer elde edeceğini söyleyebiliriz. Doğum yerinizin Mars olduğunu düşünün, Dünya’da yaşayıp farklı gezegenlerde çalışan insanlar… Bilim kurgu filmlerden alışık olduğumuz bu örneklerin, hayata geçmesi için keşif projeleri hız kesmeden devam edecektir.

Özetle Mars’ta yaşam imkansız değil, Dünya ile karşılaştırdığımızda alternatif yaşam için ekonomik ve sürdürülebilir olmadığı, yapılan araştırmalar ile netlik kazandı. Ay’a seyahat etmemizin üzerinden uzun yıllar geçti. Rötarlıda olsa Kızıl gezegene yapılacak bu yolculuk aslında aktarmalı uzay yolculuğun sonraki durağı ne olacağı sorusunu akla getiriyor.

Uzay serüveni, Dünya’nın ilk yapay uydusu, Dünya’dan 224 km yukarıda bilimsel deneyler yapmak için fırlatılması ile başladı. Uzaya ilk insanlı uçuş ve Dünya’nın etrafında dönüşü ile devam ederken, uzay yarışına önde başlayan bu ülkeyi, geride bırakan ve 1969 yılında Ay’a ilk adım atarak tarihe geçen ve uzay araştırmaları alanında günümüze kadar liderliğini elinde bulundurmaya devam eden çalışmalara imza attı.

Gelişmiş büyük organizasyon yapısı ile en fazla beyin göçü alan Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi-NASA, güçlü marka yönetimi ile sistemin öncüsü konumundadır.

Yukarıda kısaca uzay serüveninden bahsettiğim ilk girişimci ülke konumunda olan Sovyetler, Roskosmos (Russian Federal Space Agency – Rusya Uzay Ajansı) bu alanda geride kalmasına rağmen uzay araştırmalarında birlikte çalışmak gerektiğinin acı tecrübesi olmuştur.

İki ülkenin dahil olduğu uzay yarışı, artık bir çok ülkenin içinde olduğu uzay maratonuna dönüşmüştür. Büyük bütçeli ve zorlu maratona dahil olan ESA (European Space Agency), Avrupa Uzay Ajansı, 14′ü kıta Avrupa ülkesi (Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya ve Norveç) biri de kısmi işbirliği (Kanada) olmak üzere 15 ülkenin hükümetler düzeyinde üyesi olduğu bir Avrupa kuruluşudur. ESA, temel olarak, uzay bilimleri (gezegenler, uzay boşluğu, Güneş, ısı, enerji, göktaşları, yıldız sistemleri, uzay fiziği, astronomi vb.), yeryüzü gözlemleri (enerji, su, maden ve mineral kaynaklarının araştırılması), telekomünikasyon (uydu haberleşmesi, GPS), uzay taşıyıcıları (uydu fırlatma sistemleri, araştırma uyduları), mikroçekim ve uluslararası uzay istasyonu gibi alanlarda çalışmalarını sürdürüyor.

Uzayla ilgili diğer bilinen kuruluşlar ise JAXA (Japan Aerospace Exploration Agency – Japon Uzay Araştırma Ajansı), CNSA (Chinese National Space Agency – Çin Ulusal Uzay Yönetimi)

Buraya kadar her şey çok güzel görünüyor. Peki geleceğin belirleyicisi olacak uzay araştırmalarında Türkiye dünyada nerede yer alıyor?

Türkiye henüz gelişmekte olan ülkelerin arasında yer almaktadır. Ekonomisi orta ve büyük bütçeli uzay araştırmalarını destekleyecek durumda değil. Ancak yine de bir yerden başlamak gerekiyor. Türkiye, Uzay Ajansı’nın kurulması için gerekli kanun tasarısı çalışmalarına yeni başladı. Bu sene sonuna kadar kurulumun büyük oranda tamamlanması bekleniyor.

Uzay yarışına henüz dahil olmadığımız gerçeğinin yanı sıra aslında sanayi devrimini tamamlayamadık. 18. yüzyılda İngiltere’yle başlayıp tüm Avrupa’ya ve Amerika Birleşik Devletleri’ne yayıldı ve 19. yüzyıl sonuna doğru büyük oranda tamamlanan sanayi devrimi, gelişmekte olan ülkelere yeni yöneldi. Sanayi devriminin ürünlerini, tüketim ülkesi olarak ileri derecede  kullanıyoruz. Sanayi devriminde geride kalmamız, zincirleme olarak bir çok alanda olduğu gibi uzay araştırmalarına seyirci kalınmasına sebep olmuştur.

Türkiye Uzay Ajansı’ından ilk etapta büyük şeyler beklemek gerçek dışı olur. Öncelikle şu iki noktaya odaklanılması gerekiyor. İlk olarak bilgi ve teorik düzeyde Türkiye’nin hızlı bir atılım yapması için çalışmaların yapılması ve günümüzde dünya çapında uzay araştırmalarının bir resmini çekip, kendisine kısa, orta ve uzun vadeli hedefler koyması gerekiyor. Ne kadar geç kalınmış ve seyircisi olduğumuz bir alan olsa dahi hızla bu alanda varlığımızı hissettirmeliyiz.

20. yüzyıldan bu yana, uzay araştırmaları çok hızlı bir gelişim gösterdi ve uzay teknolojilerinde çağ atladı. Bir zamanlar yalnızca bilimsel dehanın düşünceleri olarak görünen bu çalışmalar, bugün üzerinde araştırmaların yapıldığı, ucu bucağı görünmeyen laboratuvarı haline geldi.

Uzay araştırmalarında kullanılan ve gün geçtikçe daha da güçlenen teknik donanım ve artan bilgi birikimin yanı sıra çok büyük bütçelere olan gereksinimler, bu serüvende bilimin tüm disiplinlerinden yararlanmayı zorunlu hale getiriyor.  Uzay aracını (uzay sondası, uzay teleskobu vs ) içinde barındırın, en küçük araştırma projesi bile ülkemizde yapılan en büyük projelerin bütçesini aşıyor.

Mali kaynak ve öncelikli harcama alanı, Türkiye için de en temel problemlerin başında geliyor. Bu nedenle sadece gelişmiş ülkeler bireysel olarak ciddi uzay araştırmaları yapabiliyor. Hatta Sovyetler birliğinin çöküşü, Amerika ile girdiği uzay yarışında yüksek maliyetlerin getirdiği külfet ile bu alanda yapılan yüksek harcamalardan kaynaklandığı savunulmaktadır.

Gelecek yüzyılın bilim insanları, uzay araştırmaları üzerine yoğunlaşacaklar. Uzay bilimi tek bir disiplin değil; Güneş ve gezegen araştırmalarından astrofiziğe dek uzanan geniş çaplı ve birbiriyle sıkı ilişki içinde olması gereken disiplinleri kapsıyor. Uzayı ve evreni araştırırken yakın çevremizi, gezegenleri ve her şeyden önemlisi Dünya’yı farklı bir açıdan inceliyor.

Kurumsal çalışmaların yanı sıra, Türkiye Uzay Ajansı, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ile işbirliğini mümkün olduğunca geliştirip, daha büyük ve kapsamlı projelerde beraber hareket edebilmekte önem arz etmektedir. Başta vurguladığımız en önemli darboğaz olan mali kaynak sıkıntısı işbirliğini mecburi kılıyor. Bu alanda ilerlemek istiyorsak her türlü fırsatı değerlendirip, olası imkanları maksimum düzeyde kullanmamız gerekiyor. Aksi takdirde yarın çok geç olacak, gelişmiş ülkeler Dünya’yı değiştirdiğinde ve yaşanılamaz hale getirdiğimiz gezegenin yaşanılabilir olması için çaba göstermek zorundayız.