21. 06. 2018

Mescid-i Aksa

Yazdır

Hepimizin kulağına çalınan ama tam olarak ne olduğu noktasında noksanlıklarımızın olduğun Kabe-i Muazzama ve Mescid-i Haram’ın yanına koyulan mukaddes yer. Hz. Peygamber’in bizzat elleri ile taş taşıyarak yapılan Mescid-i Nebevi’nin ulaştığı o yüksek mertebeye, Mescid-i Aksa’nın yaradılıştan beri sahip olduğu gerçeği…

Hala Mescid-i Aksa ve Kubbetüssahra’nın hangi yapılar olduğu tartışmalarını duyuyor, hangisi hangisidir diye bir çok sorunun sorulduğunu biliyoruz.

Mirac mucizesinin gerçekleştiği bu kutsal şehir yüzyıllar boyunca Osmanlı hakimiyetinde kaldı.
401 sene boyunca idaremiz altında bulunan Kudüs’ü 9 Kasım 1917’de İngilizlere terk etmek zorunda kalmıştık ama şehri boşaltmamızın sebebi saldırılara dayanacak gücümüzün hiç kalmamış olması değil, Kudüs’ün top mermilerinden zarar görmesi ihtimali idi.
Yıllardan bitmeyen gerginliklerin yaşandığı Kudüs, 401 sene boyunca Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı bir yerleşim merkezi idi ama Kudüs’ü bize ait olan diğer topraklardan ayrı tutmuş, Mekke ile Medine’ye gösterdiğimiz saygıyı buraya da göstermiş, hattâ Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz birliklerinin yaklaşması üzerine şehri tahrip olmasını önlemek maksadıyla boşaltmıştık.

Kudüs’teki 401 senelik hâkimiyetimiz, İngilizler’in "boğa" lâkaplı generali Allenby’nin 1917’nin 9 Aralık günü bizim "Babu’l-Halil" yani "Hazreti İbrahim Kapısı" dediğimiz, Batı’nın da "Yafa Kapısı" diye bildiği yerden şehre girmesi ile noktalandı.

Şehrin bin küsur sene boyunca harabe halinde duran surları 16. asrın ortalarında Kanuni Süleyman tarafından yeniden inşa ettirilmiş, Akdeniz sahilindeki Yafa kasabasından Kudüs’e uzanan yolun surlarla birleştiği yere bir kapı yapılmış, buraya "Halil Kapısı" denmişti. "Halil" sözüyle Hazreti İbrahim kastediliyor ve peygamberin Kudüs’e buradan girmiş olduğuna inanılıyordu.

Kanunî surları yaptırırken Halil Kapısı’nın üzerine "Lâ ilâhe illâllah, İbrahim halilullah" yani "Allah’tan başka ilâh yoktur, İbrahim de onun dostudur" yazan bir kitabe koydurmuş, böylelikle Kudüs’ün sadece Müslümanlar’a değil, her üç semavî dine ait olduğunu ifade etmişti.
General Allenby, Kudüs’e Kanunî’nin koydurduğu işte bu kitabenin altındaki kapıdan girdi... Ama otomobili ile değil, yürüyerek...

Mevzu derin, konu hassas. Ama ecdat hep bu topraklara karşı hürmetli, saygılı. Öyle ki Kanuni devrinde yapılan bir duvarın genişletmek için açmak bile zul geliyor kendilerine. Hüzünleniyorlar, acaba yaptığımız iş doğrumu diye.
Maksadın özü aslında şu. 401 sene hüküm sürdüğümüz bu şehirde kimin aklına bu toprakları kaybedeceğimiz gelirdi.

Ümmetin Harem’i sayılan bu kadim kenti Hz. Ömer ile almış, Selahattin Eyyübi ile almış bir milletin evlatlarıyız. Kudus te hala Selçuklu mezarları bulunmakta. Kudus’ü Osmanlı topraklarına katan Yavuz Sultan Selim Han’dan sonra o topraklara büyük hizmetler yapmış ecdadımız. Kanuni Sultan Süleyman ile, eşi Hürrem Sultan ile, III. Murat ile, II. Mahmud ile onun evlatları Abdulmecid ile, Abdulaziz ile ve en nihayetinde Sultan Abdulhamid ile devam etmiş ve  hala da devam etmektedir.

Son günlede Suudi Arabistan hükümetinin açıklamaları adeta kanımızı dondurmakta ve bizi hayrete sevk etmektedir. Ilımlı islama geçileceğini açıklanmış ecdadın kemikleri sızlatılmıştır
Bundan tam 100 sene önce Kudus’ü kaybedeceğimiz kimin aklına gelirdi. Ama kaybettik.
Batılı güçlerin şimdiki hedefi Mekke-Medine. İslamin kalbini eline almaya çalışıyorlar. Müslümanları birbirine kırdırıp aradan sızmaya çalışıyorlar.

Gün birlik olmak günüdür.
Gün beraber olma günüdür.
Satılmış işbirlikçilerin defderlerini dürme günüdür.
Gün ecdada sahip çıkma günüdür.
Gün ecdadın sahip çıktıklarına sahip çıkma günüdür.