20. 09. 2018

Memleketim

Yazdır

Bizler Erzinacan’dan bin kilometre uzakta istanbul’da yaşayan ekmeğinin peşinde koşan, gururuna, dürüstlüğüne çok önem veren güvenilir lider özellikli gurbetçileriz. Çoğumuz memleketimizle bağlantı içerisindeyiz. Kışı istanbul’da yazı ise Erzincan’da geçiren bir çok büyüklerimiz var. Bizler hayatının bir bölümünü memlekette geçirmiş ve sonra İstanbul’a yerleşenlerdeniz. Bizden sonraki nesil olan çocuklarımızın memleket özleminin nekadar olduğunu gözlemlemeye çalışıyoruz ve üzülüyoruz. Bizim duyduğumuz heyacanın yüzde biri onlarda yoktur. Şimdi bazılarımız eleştirecek, efendim çocuğunuzu oraya götürün ki alışsınlar! Denecek. Cevap veriyorum; götürdük efendim, hemde bir yaşından itibaren götürdük. Çocuklarımıza hitap eden ihtiyaçlarına cevap veren İl merkezi dışında hiçbir ilçede bir faaliyet yok. Diğer taraftan bakıyoruz ki aslında bizim kuşaktanda kimse memleketinde bir iki haftadan fazlada kalmak istemiyor.

Bu yazımda esasen bu konuyu incelemek istiyorum. Hemşerilerimiz özlemini duyduğu memleketinde ihtiyaçlarını karşılama güçlüğü yanında yeterli ilgi ve güler yüzü görmüyor. Ayrıca Devletin bütün kanun ve kuralları harfiyen Erzincan’da uygulanıyor.
Çarşıya iniyorsunuz polis memurunun elinde mikrofofon avazı çıktığı kadar “kaldırın arabanızı” diye bağırıyor.

Yola çıkıyorsunuz trafik kontrol, asayiş polisi ayrı bir hava.. park yasağı yüzünden çekilen arabayı ruhsat sahibi gelmeden vekaletname vermeden vermeyecem diyen bir anlayış var.

Köylere gidiyorsunuz yolda jandarma çevirmesi aynı hava, insanlar çok rahatsız oluyor. Kamuda bir işiniz varsa aynı mumamele ve soğukluk orada var. Halka iniyorsunuz herkes birbirinin arkasından konuşuyor. O onu yaptı bu bunu yaptı… Aman Allahım neler neler. Bu şartlar altında da memlekette fazla kalamıyorsunuz. Ben bunları yazarken çok üzülüyorum. Ancak yıllar süren gözlemlerimi bazı yanlışlar düzelir diye anlatmaya çalışıyorum.
Şimdi burada somut birkaç örnek verceğim. Umarım herkes kendisine bir ders çıkartır. 1984 yılında Refahiye’ de Cami Şerif Mahallesi’nde Merkez Camiisi’nin 100 metre yukarısında ki evimizin KAT MÜLKİYET TAPUSU var. İnşaat bitince hemen alınmıştır. Dikkat edin, İstanbulda kat mülkiyet papusu olan bina şu an yüzde 10’lar

civarındadır. 33 yıl öncesi Refahiye ile mukayese ediniz. Dumanlı Yaylası’nda tarafiğe kapalı bir alanda araba sürmeyi öğrenmeye çalışan bir yakınımıza Jandarma tarafından ehliyetsiz araba kullanıyor diyerek yasal işlem yapılmıştır. Arabasına 3 tane odun koydu diyerek insanların arabaları satılmıştır. Askerlik Şubesinde yoklama yaptırmadı diyerek soruşturma geçiren ve ifade veren sanırım benden başka yedek subay yoktur.
Zira 1991 den sonra herkes dosyasını görev yaptığı yere götürmüştür. Hiç yoklama yaptırmamama rağmen daha sonra hiçbir soruşturma geçirmedim. İnsan taşıyor diyerek İl Trafik Komisyonu kararı uayarınca araçları bağlanan bir memleketimiz var.

Bundan üç dört yıl önce Emekli Öğretmen Rahmetli babamın asker kaçağı diyerek tedavi gördüğü Neon Hastanesinde göz altına alındığı bir kamu erkine sahibiz. Nüfus memuruna gidince işlem beklerken size buyrun dışarda bekleyin derler. 30 yıllık öğetmen ve idarecilikten emekli olan ağabeyime Tapu Müdürü tarafından sergilenen davranış ve kabalığın olduğu bir hökümet diye ilçemiz var.

Yine bu hökümette adam elektrik direğini getirip tapulu tarlanıza diker laf anlatamazsınız. Yine burada polis memuru sizi azarlayabilir. Bu hökümette lise 3’te okurken sözlü notunun bilinmesine rağmen, o not iptal edilerek  iki adet bir sözlü notu verilerek, Liseyi birinci bitirecekken üçüncü bitirmek zorunda bırakılan birisiyim. Yine bu hökümetteki kat mülkiyet tapulu evimizin önüne Ak Partili Belediye zamanında her taraf yapılırken çok uzun bir süre evimizin önünde 30 metrekarelik bir alan yapılmamıştır. Sürekli ikaz ve ricamız üzerine en sonyılda yapılmıştır. Sonra yapılan diğer çalışmalarda tekrar bozulmuştur. Enteresan olanda şudur; burası halen parke taşı yapılmış değildir.Ne ettiysek kimseye yaranamadık mı oluyor, ne oluyor anlamış değilim. Değerli okurlar beni bilen bilir ben o parkenin peşinde değilim amacım kimseden öç almakta değil, biz hayatımızı memleketemize adıyoruz.

Derdimiz şudur, herkes birilerine yaranmak ve “benim” demek için yola çıkmasın. Siyaseten yapılan ve bir yerlere şirin görünmek için yapılan uygulamalar çok çirkin ve yakışıksızdır. Halbu ki benim hiçbir kimseyle siyaseten bir sorunum yoktur olamazda! Kendilerini önemsetmek için olmayanları oldu diye bir takım yerlere anlatanlar şimdi ne yapacaklar. Buyurun işte MHP ile AKP aynı yerde durmaya başladı. Önemli olan Devletimiz ve geleceğimizdir. Diğer hesaplar önemsiz ve küçüktür. Sinek gibidir ve mide bulandırır. Kimi eleştirerek kimin yanında pirim yapacaksınız. Diğer taraftan köylere gidiniz. Hoş geldin der yanınıza oturan komşunuz hemen nefsinizi kabartacak şekilde diğer komşularınızı şikayet eder. Bunalırsınız.

Derdimiz çok ancak çözülmez değil. Güzel mi çirkin mi bir diğer özelliğimiz var. Bir yabancı memur görünce, aman aman ne kadar yağ methiye varsa ona dizilir. Aynı mevkide ki yerli memur kıymetsizdir. Kasap gider, etin iyisini ona verirler, meyve sebzede, v.s. de hep aynıdır. Sizin kıymetiniz olmaz. Bunu biz çok yaşadık. 1990 öncesi arı götürürüz köyüne, adam gider şikayet eder, ziraatçı arılar faydalıdır der rapor tutar, adam size bunuda ayarladınız değilmi der gönül koyar. Kısacası yaşaması zor olan bir memleketimiz var. Aslında Erzincanlı akıllıdır, dürüsttür, liderdir, dikkat edelim işçi olarak çalışan hemşeri sayısı azdır. Çoğu kendi işini yapmaktadır.

İstanbul’da ki büyüklerimiz çok güzel bir kültür mirası bırakmışlardır. Her yerde Erzincanlı olmak sınıfı geçer. Güvenilir olmak dürüst olmak çok erdemli bir özelliktir. Bu erdemli özelliğimizi bizlerinde gelecek nesillere aktarmak gibi bir sorumluluğumuz var.

Bunları yazmamaın nedeni, güzel insanımızı hemşerizimizi sorunsuz mükemmel birer birey haline getirmek için yapılması gerekenleri ortaya koymaktır. Buradan herkese bir çağrım var; ihtiyacı olmadığı zaman, işi gücü yerindeyken, makam mevki sahibi iken Erzincanlılığını hatırlamayan insanların, ihtiyaçları olduğun da veya bir hemşerimizin yıldızlaştığı zamanda gür sesleriyle Erzincanlılığı kimseye kaptırmayan Erzinacanlı müsvettelerine papuç bırakmayalım. Makam mevki sahibi iken, işi gücü yerinde iken bir Erzincanlının ipine bıçak sürmeyenlerin bir başbakanımız olduğunda kamuda, özel sektörde ve sivil toplum örgütlerinde, siyasette görev almak için ne tür filmler yaptıklarını hepimiz biliyoruz. Bunlar bencil, Erzinacan kültüründen yoksun cahillerdir. Bu tür insanları Yıldırım Akbulut zamanında gördüğümüz gibi Binali Yıldırım zamanında da görüyoruz. Bu güne kadar Erzincan 3 Başbakan ve 1 Cumhurbaşkanı çıkartmıştır. Hepside çok kıymetli hizmetler yapmıştır. Ancak Binali Yıldırım Büyüğümüz darbe gecesi yiğit ve dik duruşuyla ülkemizi adeta ipten almıştır.

Görev aldığı günden itibaren de devletimizin politikalarına neşter vurarak idareyi Cumhuriyetin Kurucu değerlerine eş değerde politika izletmeye başlatmış, devletin etrafında ki hain tuzakları bozma yönünde ciddi adımlar atmıştır. Bir Erzincanlı olarak kendisiyle onur duyuyoruz.

Vatan bütünlüğümüz için verdiğimiz savaşta şehadete eren bütün şehirlerimize Allah(cc) tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağolsun.Allah(cc) Türkü Korusun Ve Yüceltsin.