20. 09. 2018

Cülus yolunda bir mezar taşı

Yazdır

Osmanlı padişahları normalde isterlerdi ki Medine’ye gitsinler ve Peygamber Efendimiz ’in huzurunda adaletli, doğru dürüst bir idareci olmaya söz versinler. Yani sistem budur.

Normalde bu arzulanıyordu. Ama hiçbiri Medine’ye gidemedi. Çünkü o günün şartlarında hacca, umreye gitmek atla, deveyle mümkündü ve ortalama dört ay sürüyordu.

Dört ay git, dört ay gel, iki ay da kal. Bir devlet başkanının bir yıl yönetimden uzak kalması düşünülemezdi. Böyle olamayınca bu kez tahta geçerken adaletli bir yönetici olma sözünü verebilecekleri bir huzur büyük bir makam aradılar. Peygamberimizin İstanbul’daki temsilcisi akıllarına geldi. Ebu Eyyüp el Ensari Hazretlerinin huzurunda merasim gerçekleştirdiler. Bu merasimde takacakları kılıç olarak da Peygamberimizin kılıcını seçtiler.

Bu mübarek kılıcı öylesine biri de takmamalıydı sultana. Bu kişi muhakkak dinin ya da ilmin temsilcisi bir büyük alim olmalıydı. Öyle de oldu. 1. Ahmed, Aziz Mahmud Hüdayi’nin, Yavuz Sultan Selim, Zembilli Ali Cemali Efendi’nin, kanuni Sultan Süleyman, Ebussuud Efendi’nin ellerinden bu kutsal emaneti kuşandılar. Velhasıl büyük zatların eliyle kılıç kuşanarak Taklid-i Seyf merasimiyle tahta geçmiş oluyorlardı. Hatta IV. Murad tahta geçerken, biliyorsunuz çok genç yaşta yeniçeriler abisini öldürüyor, büyük bir darbenin içinde tahta geçiyordu. Osmanlı da kardeş katli meselesi bize üzen ve yaralayan bir meseledir ama bu yapılmıştır. Osmanlı tarihinde her zaman yerilmiştir. Rahatsız olunmuştur. Tahta geçen bir padişah, Eyüp sultan’da kılıç merasiminin ardından İstanbul’a direk girmez. Sur dışından girer. Fatih’in İstanbul’a fethi ile beraber girdiği Edirnekapı’dan şehre dahil olur. Sonra şehrin içindeki dedelerinin mezarlarını ziyaret ede ede Topkapı Sarayı’na gelir. En son Ayasofya’nın bahçesindeki dedelerinin mezarlarını ziyaret eder ve Topkapı Sarayı’na böyle geçerdi.

Osmanlı imparatorluğunun 35. Padişahı Sultan Mehmet Reşat, Eyüp’teki merasim sonrasında Edirnekapı’dan girip de dedelerinin mezarlarını ziyaret ederken tam Ayasofya’nın önüne geldiğinde orada bulunan III. Murad, III. Mehmed, II.
Selim var. III. Mehmed’in kabrini ziyaret etmiyor ve, "Ben çocuk katilinin kabrini ziyaret etmek istemiyorum " diyor.

Bunu diyen Mehmet Reşat’dır. Yani böyle bir durum var. Anlayacağınız kendileri de rahatsız bu durumdan. Padişahlar Hacca gidememişler de kardeşleri de yani şehzadelerde mi gidemediler diye sorabilirsiniz, bu soruya şöyle cevap verelim. Padişahlık öncesi yani şehzadelik döneminde haça giden Cem Sultan var mesela. Fatih Sultan Mehmed vefat ettiğinde abi Bayezid tahta çıkarılınca kardeşi Cem onunla savaşacak ve yenilip Mısır’a Memlüklülere sığınacaktır. Bu dönemde Mısır’dan, Memluklerin himayesindeki Kutsal Topraklara gidecek ve hac ibadetini yerine getirecektir. Bir de son padişah Sultan Vahdeddin Han tahttan feragat ettikten sonra İtalya’nın San Remo şehrine yerleşmişti. Bir ara buradan Arabistan’a gitmiş ve hac ibadetini yerine getirmiştir.

Ne zaman Eyüp Sultan’a gitsem, Eyüp Camii etrafında bir tur atarım. Bu sırada bir çok sabır ve türbeyle karşılaşırız. Bunların arasında birçok hanım mezar taşı da gözümüze çarpar. Mesela denizi sırtınıza verdiğiniz, cülus yolundan Eyüp Camii’ne doğru yürürken sağınızda Mihrişah Sultan Sebili, imareti ve türbesini görürsünüz. Biraz daha devam ederseniz Eyüp Sultan Camii’nin kapısıyla karşılaşırsınız. Bu kapının önünde durun ama içeri girmeyin. Bu şekilde sağınıza baktığınızda duvarın üzerinde bir Kuzu Çeşmesi göreceksiniz. Kuzu Çeşmesi, meydan duvar, köşe çeşmelerinden farklı olarak duvarın üzerine küçücük kondurulmuş, üzerinde kitabesi musluğu ve minik bir yalağı olan en küçük formdaki Osmanlı çeşme tarzıdır.

Size bahsettiğim Eyüp Camii kapısının dışındaki bu cepte yatan hanım, III. Ahmed’in eşi Ayşe Bahri Kadın Efendi’dir. Eyüp Sultan’ı çok sevdiği için şöyle vasiyet etmiştir: Vefat ettiğim zaman beni bu kapının hemen dışında yaptırdığım çeşmenin arkasına defnediniz.

Bakınız kitabe de ne yazıyor.
İşbu türbede medfun olan
Sahibi’l hayret el- Hac Ayşe Bahri Kadın
Bu sebili, fi-sebilillah ihraç eyledi.
Hakk Teala kabul eyleye.
Amin, ruhu için el-Fatiha

Görüldüğü gibi Ayşe Bahri Kadın’ın isminin önünde el-hac ifadesi geçmektedir. Yani Padişah III. Ahmed kendisi çok istemesine rağmen hacca gidemediği halde eşini hacca göndermişti. Bu şekilde birçok yazıtta sadece padişah eşleri, kızları değil, normal halktan da hacca giden çok hanim görmekteyiz. Bu da aslında bize toplumda ve sarayda kadına verilen değeri göstermektedir.