12 Haziran 2011 de yapılacak milletvekilliği genel seçimlerine günler kaldı.

Dileğimiz o dur ki, lider sultasının olduğu son seçim olur.
Halk liderlerin istediğini değil, kendi istediği vekillerini seçer ve gerçek demokrasi gelir. Demokrasi uğruna değiştik üzerimizde ki gömleği çıkardık, “insanı yaşat ki devlet yaşasın”, ”halka hizmet hakka hizmettir” diyerek halkımızdan destek alan siyasi iktidar her nedense
2 dönem tek başına iktidar koltuğunda ezici çoğunlukla oturmalarına rağmen, Siyasi Partiler Yasası’nı ve seçim kanunun değiştirmemişlerdir. Her seferinde “ülkemizde askeri vesayet var, biz statikocularla uğraşmak zorunda kalıyoruz, bize oy verin ki askere karşı dik duralım” diyenler, yargı tarafından paşaları tutuklaması karşısında ‘oohh’ diyerek tepki verenler, nedense Genel Kurmay Başkanlığı’nın Batılı ülkelerde olduğu gibi Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması konusunda hiçbir çalışma ve söylem içersinde değiller.

Bakıyoruz ki mevcut siyasi iktidar aslında, demokratikleşme söylemleri altında kendilerini iktidarda tutacak söylemleri gündemde tutuyorlar.
Recep Tayyip Erdoğan bu seçimlerde yaklaşık 200 civarında yeni milletvekili ile yoluna devam etme isteği içersinde. İşte demokrasi bu olsa gerek.

Demokratikleşme çalışmaları böyle oluyor demektir. İşin aslına baktığınızda demokratikleşme için sivil bir anayasa şarttır diyenlerin, nedense kanunla yapılacak en önemli demokratikleşme adımı olan yasal düzenlemeleri yapmamaktadır.

Şunu hatırlatmak istiyorum
Demokrasi seçme ve seçilme rejimidir. Siz halkın yerine milletvekillerini seçerseniz. O zaman gerçek bir demokrasiden bahsedemezsiniz.

Eğer aklınızda kişiyi ön plana çıkararak başkanlık sistemine geçme düşünceniz varsa, bunu da açıkça millet önünde dile getirmelisiniz.
Aziz milletimin ülkemizde ne olup bittiğini iyi anlaması gerekir. Acaba, demokrasi istemleri, bölücü hainlerin isteklerinin bir kısmına cevap vermek için mi dillendirilmektedir.

12 Haziran seçimleri anayasal düzen açısından çok önemlidir.
Seçim sonrasında Anayasa değişikliği açısından sözde demokrasi söylemlerine dayanarak, anayasamızın milli devlet İlkesine zarar verecek değişikliklerin  yapılması, yüce milletimizi geriye dönüşü
olmayan bir yola sürükleyecektir.

Bir taraftan İmralı canisi hükümete 15 Haziran’a kadar süre veriyor. Neden peki, 15 Haziran?

Acaba durun istediklerinizi yapacağız ama seçimler geçsin, oylarımızı artıralım anlaşması nedeni ile mi?

Böyle bir durum var ortada.
İnşallah değildir. Aksi durum çok büyük bir felakettir. 
Hiçbir kuvvetin Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne böyle bir durumu dayatma hakkı olmamalıdır. Büyük Ortadoğu Projesi altında yeni dünya düzeni içersinde halkların kendi kendilerini yönetmesini koz olarak dayatan ABD, neden İsrail’in işgal altında tuttuğu Filistin topraklarına müdahil olmuyor. Bu, Büyük Ortadoğu Projesi mi? Yoksa büyük israil’i ve Kürdistan’ı kurma projesi mi?

Durumun iyi analiz edilmesi gerekir. 
Ülkemizi, günü kurtarma politikaları ile yönetmeye çalışanları tarihimiz acımasızca yargılayacaktır.

İnşallah düşüncelerimizde yanılıyoruzdur. Aksi durum devlet ve millet açısından felaket olabilir.

Etnik kimliklere ayrışmış bir milletin birliğinden söz etmek mümkün değildir. Büyük Önder Atatürk, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü ile bu meseleyi çözmüştür. Ne Mutlu Türk olana, dememiştir. Bölünme, ayrışma kimseye bir fayda sağlamaz. Kimsenin bin yıllık kardeşliği bozmaya hakkı yoktur. Gelin, tek devlet, tek millet, tek dil, tek bayraktan ve üniter yapımızdan taviz vermeyelim.

Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, bunlar, kırmızı çizgimizdir, hep beraber sahip çıkalım.

12 Haziran seçimlerinin, devletimiz ve milletimizin birliğine, kardeşçe refah içersinde yaşamaya vesile olmasını Yüce Allah (cc)’tan niyaz ederim.