2012 Yılında siyasi ve günlük hayatımızda neler oldu diye baktığımızda şu konular akla geliyor. Hakkari’nin Uludere İlçesi’nde terörist diye havadan bombalanarak katledilen 34 kaçakçının yanlışlık ve ihmal sonucu öldürülmesinin arkasında ki perdenin onlarca araştırma ve açıklamaya rağmen hala aralanmaması. Balyoz davasının sonuçlanması, Özel Yetkili Mahkemelerin kapatılması, Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kabrinin açılması, MHP de ki kongrede Devlet Bahçeli’yi gönderme girişiminin başarısız olması, Devletin tepesinde görüş ayrılıkları olduğunun basına yansıması özellikle Fetullah Gülen cemaati ile AKP arasında anlaşmazlık olduğunun kuvvetlice konuşulması ve bu bağlamda yeni siyasi yapı arayışları, PKK tarafından final yılı olarak ifade edilen 2012’de PKK’nın istediklerini yapamaması, MİT vasıtası ile PKK ile Oslo’da yapılan görüşmelerin, Suriye’de çıkan savaş nedeniyle PKK’nın, Suriye’de ki ayrılıkçı yapılarla işbirliği yaparak devletimiz karşısına daha güçlü çıkmak istemelerini düşündüklerinden anlaşmadan çekildiklerinin oraya çıkması, anayasa değişikliği tartışmaları ve Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesine derin devlet tarafından izin verilip verilmeyeceği ve son olarak ta Başbakanlık Makamının dinlendiğinin ortaya çıkması.
2012 yılı içerisinde kamuoyumuzu meşgul eden olaylardan aklımda kalanları yukarıya sıraladım. Belki bir iki eksik kalmıştır. Ancak dikkatlerimizi çekmesi gereken şey bu olayların her birinde bir görünmez elin varlığı olduğu, aslında kamuoyunda tartışılanların bilmemiz gereken olayların sadece bir bölümünü oluşturduğu, esas gelişmelerden ve yönlendirmelerden kamuoyunun fazlada haberdar olmadığı ortaya çıkmaktadır. Demokratikleşme ve şeffaflaşma için yasal değişikliklerin yapıldığı ve çok mesafe alındığı yönünde ki söylemlerin yanında bir derin devletin toplumun her kademesine de müdahale ettiği konuşulmaktadır.
Örneğin, Uludere hadisesiyle ilgili bir panelist Prof. hoca katıldığı bir tv proğramında; Uludere olayında, Hava Kuvvetlerin de ki görevlilerin incelemelerinde izledikleri görüntülerinin geçiş yapanların terörist olmadıkları yönünde olduklarını Genel Kurmay’da ki görevlilere bildirdiklerini, ancak Genel Kurmay’da ki görevlilerin buna inanmadığını bu yüzden Genel Kurmay’dan yazılı emir istediklerini ve yazılı emir almaları üzerine operasyonu yaptıklarını ifade ettiklerini anlatmıştır. Aynı panelist Genel Kurmayda ki görevlilerin ise ellerinde çok kuvvetli istihbarat bilgileri olduğunu ve kaçakçılık görüntüsü vererek PKK’lı teröristlerin geçiş yapacaklarını bildiklerini ifade ettiklerini söylemiştir. Bu durumu da birilerinin Genel Kurmayı veya kamuoyunu yanıltarak PKK ile mücadeleye balta vurulduğunu anlatmıştır. Bir çok araştırmacı tarafından da, Uludere olayının PPK ve Genel Kurmay içersinde örgütlenen derin devlet tarafından yaptırıldığı iddia edilmektedir.
Yukarıda saydığımız bütün olayları burada teker teker irdeleme şansımız olmadığı için, son günlerde patlak veren böcek meselesini değinmek istiyorum. T.C. Başbakanı dinlenmiş! Hem de makamında! Hemşerimiz Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım dinlenmeden korunmanın en sağlıklı yolunun konuşmamak olduğunu espirili olarak mecliste ifade etmişti. Umarız Başbakan bu tavsiyeye uymuştur. Ancak bakıyoruz her kanalda Başbakan konuşuyor, konuşmayı çok seviyor, kamera olmadığı zamanlarda da hemşerimizin tavsiyesine uymadan böyle konuştu ise çok dinlenmiş olabilir.
Bundan birkaç ay önce başbakan korumalarını değiştirdi. Bir çok müdür ve polis memurunun karargahtan gitti herkes cemaatçi polisler gitti şeklinde yorumlamıştı. Sonradan anlaşıldı ki buna dinlenme hadisesi neden olmuş. Herkes dinleniyor bunu herkes biliyor. TELEKOM’un özelleştirmesine bu yüzden karşı çıkanlar olmuştu. Şimdi herkeste bir korku var dinleniyormuyuz diye!
Bu korku iyice arttı başbakanı dinleyen herkesi dinleyemez mi? Yapılmak istenen bu mudur bilmiyoruz. Türk Milletinin psikolojisini yıpratmak kimlerin işine yarar bu bilinmeyen bir şey değil. Buna kim nasıl izin veriyor bunun bilinmesi ve engellenmesi gerekmiyor mu?
Bu son böcek olayını, toplumun bir bölümü başbakanla cemaat arasında ki çatışmanın son ürünlerinden birisi olarak yorumlandı. Başbakan ve toplumun bir bölümü ise böcek olayının derin devlet tarafından yapıldığı konusunda açıklamalar yapıldı. Derin devlet tanımı ise; Başbakan dahil bir takım uzmanlar tarafından devlet içersinde ki bir takım kişi ve kurumların dışarıda gayri resmi yasal örgütler kurmak suretiyle münferit hadiselerle faili meçhuller yapmaları şeklinde tanımlanmaktadır. Bir takım uzmanlar ise derin devletin, son yıllarda toplumun her kanadına etki ettiğini devletin geleceği konusunda, kamu oyunu belirleme konusunda etkili olduğunu ifade etmektedirler. Bu tanımlar yeterli açıklıktan uzak duruyor. Bizim anlamak istediğimizi ben sorayım bilen cevabını ona göre versin. Bir takım kamu kurumu veya görevlileri tarafından yasadışı organizasyonlar kurularak bir takım eylem ve faaliyetler yapılarak kamuoyunun yönlendirilmeye çalışılması mı derin devlettir? Yoksa, 1952 den bu yana; 1960 ihtilalini yaptıran, 1971 muhtırasını verdiren, 1980 ihtilalini yaptıran, 28 Şubat sürecini yönettiren, Dolma Bahçe Sarayı’nda dönemin Genel Kurmay Başkanı ile Başbakanı 2,5 saat görüştüren, PKK ve Genel Kurmay içersinde örgütlenen, Türkiye’de siyasi aktörleri belirleyen, Türk Siyasi hayatına yön verenler mi derin devlettir?
Bilen varsa Allah(cc) rızası için söylesin.