ANNE

Anneler de bahar olur mu anne
Olursa çiçek açar mı
Nasıl kokar ne renktedir anne çiçekleri
Anneler gününde koparılır mı
Koparılırsa eğer
Anneler anne çiçeği hadiyesine ağlar mı

Bahar olursa anne
Toprak uyanır mı
Günayıdın dermi cümle aleme
Sevinir mi börtü böcek
Badem ağacı, kiraz ağacına haydi çiçek açalım der mi
Yeşillenir mi dut agaçının başı
Yaşlı gövdesinden genç filizler verir mi yine
Verirse filizler dal olurmu
Onlar dal olunca ne olur anne

Bir masalında yazı, güneşi anlatmıştın anne
Yaz, kavurucu güneş deyip durmuştun
Sanki eline orak alıp bir başka tarlada ırgat olmuştun
Elini gözüne dalda edip güneşe bakmıştın
Sonra toprağa
Güneş dudakları kurutur toprağı çatlatır
Alın terini daha çok akıtır demiştin
Bir soluk almıştın çok derinden
Yüzüne bakmıştım
Anlın kuru gözlerin yaşlıydı anne

Toprakla güneş hala küsmü
Toprağın hasreti yine su mu
Biz ağlasak gözyaşlarımızı akıtsak damla damla
Toprak doyar mı anne
Doyarsa güneş bize kızar mı

Offff ya hadi ya anne
Al kalemi eline
Mektup yazalım toprağın ağzından
Yazdığımızı saralım bir kuşun kanadığına
Yolyayalım toprağı çatlatıp seni ağlatana

Anne
Sendeki beni özlüyorum en çok da
Bir bedende ikimizdik
Yağmur yağardı
Beni karnında alıp pencereye koşardın
Elini damlacıklara tutardın
Derdin ki gölge kadar kısadır zaman
Çarkı felek gibidir döner bir gün devran
Beni severdin
Aha da kolu
İşte burda elleri derdin
Ben başımı okşa der seni tekmelerdim
Beni duymazdın
Kana kana su içen toprakla konuşurdun

Anlardım kı güneş mektubumuzu okumuş.
Toprağı af edip ıraklara gitmiş.
Irak ne demek anne çok mu uzak
Irak’ta Sıla gibi mi
Kavuşamamak

Hasret türküleri söylerdin bana en çok da
Sen söylerken ağlardın
Ben susardım
Hıçkırıklarında çatlamış toprak olurdun korkardım
 
Niçin eylül yağmurları seni üzerdi anne
Ağaçların küsüp yeşillerini gazel yapmasına mı kızardın
Yoksa kuşların gitmesine mi hüzünlenirdin
Sen üzülme anne
Güneş yine yapacağını yaparsa toprağa
Kuşlar gitmiş olsa da
Güneşe kadar gidemesem de...
Yazdığımız mektubu versin diye güneşe
Söz ben çıkarım bulutlara

Sende ben oldum biliyorum anne
9 ay boyunca hücerelere koydum seni
Az mı dövdüm seni gece gündüz tekme tokat
Az mı yeşil erikler istettim
Az mı seni kirazler getirin işkencelerinden geçirdim
Az mı uykuları haram ettim sana kan uyku gecelerinde
Niye bir ah demedin anne

Irak ne demek anne çok mu uzak
Irak’ta Sıla gibi mi
Kavuşamamak
Bedeninden kopmam yüreğini yaktı mı anne
Yaktıysa neden hoş geldin öpücükleri kondurdun yanağıma
Ezanlarla kulağıma sıla denildiğinde
Bir kuş pencereden bana gülüyordu anne
Sende o kuşu gördün mü anne

Ayaklarına yastık kordun
Bacaklarını beşik yapar beni sallardın
Benim kızım uyuyayacak
Uyuyup büyüyecek
Tıpış tıpış yürüyecek
...
Gerisini getiremez otururken uyurdun anne.

Su çiçeği çıkardığımda
Gök yüzene bakardın
Toprağa düşerdi gözlerin
Sonra bana koşardı adımların
Güneş gelecek sanırdın
Elbiseler çıkarmadan kâbuslâra yatardın

Kızamıklarda ne çok ateşim olurdu değil mi anne
Güneşin toprağı kuruttuğu toprağı çatlatttığı gibi
Sanki alın terini toprağa akıttığı gibi.
Dualar okurdun başucumda dudakların kıpır kıpır
Dualı nefesini üflerdin yüzüme
Ben serinler gözülerimi açardım
Zeytini duyar.
Gözlümü duymadan uyurdum

Bir kere ateşlenmiştim
Elini koydun başıma çektin.
Elin mi yandı anne
Güneş mi gelmişti bu kez beni yakmaya
Ama gözlerinde nisan yağmurları vardı sanki
Beni serinletmek için mi akıttın o yaşları.
Gözyaşların bedenimi öptügünde ateşim söndü mü anne

Doktor dedin bir de hastane gibi bir laf ettin
Beni giydirdin de sen giyinmeyi unuttun
O telaş niyeydi ki
Ayakkabılarını bile tekkeş giydin anne

Senin bildiğin bi oyun var mı anne?
Saklambaç oynamayalım ama
Ne sen ebe ol ne de ben saklanayım
Kaf dağını da anlatma bana
Çok uzaklar geliyor aklıma
Seksekler çizelim yağmurun ıslattığı topraklara
Sen çizgilere yakalan mesela mahsustan.
Oyunu bitiren ben olayım.

Derdim ki
Bilezikler şıkırdamayıldı annemin kollarında
İsmi yazılmalıydı boynunkadi kolyede
Sol parmağında adı sıla yüzük olmalıydı
Küpeler sarkmalıydı kulaklarından omuzlarını ha öptü öpen

Derdim ki at yelesi gibi saçları olmalıydı annemin
Yürürken belini döven...
Rüzgar savururmalıydı aksız siyah saçları
Öyle derin kuytulara atılmamalıydı yüreği
Öyle kurban edilmemeliydi bendeki emeği

Bir rüya gördüm anne
İlk kez ayaklarımın üzerinde duruyorum.
Sen kollarını açıyorsun
Day day sonra haydi gel diyorsun
Ben düşüyorum

Yürüyemiyorum diye sen üzülürken
Ben balkonumuza gelen kuşa koşuyorum
Onu avuçlarıma alıp öpüyorum
Annesi göndermiş bana
Uçma öğretecekmişim ona

Kuş annesini özlemesin
Kaybolduğuna ağlamasın diye
Bende yalnızım dedim
Annesi ona minik kuşum dermiş
Ben adını garip koydum

Sabah oluyor anne balkona koşuyorum
Tüy üzerine yazılmış bir mektup buluyorum
Yazmışki yavru kuş annem geldi aldı beni
Sılaya çok ıraklara gidiyoruz şimdilik
Bekle beni geleceğim ama
Bana uçma öğrettiğin için söz sana
Döneşte yuvamı sizin balkonda yapacağım.

Senin öpücüklerinle uyandım anne
Irak ne demek anne çok mu uzak
Irak’ta Sıla gibi mi
Kavuşamamak