Geçen ayki yazımda hükümet cemaat gerginliğini ve nedenlerinden bahsetmiştim. Sonuç bölümünde ise “bu gerginlik başka sonuçlar doğurabilir benden söylemesi!” demiştim. Fazla geçmeden İstanbul Cumhuriyet Savcıları yolsuzluk operasyonunu başlattı yer yerinden oynadı. Hükümet, yargı, emniyet birbirine girdi. Konu esasından uzaklaştırıldı. Büyük bir siyasi ustalıkla iş döndü, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletine operasyon yapılıyor’a taşınmaya çalışılıyor. Peki ne oldu? bu operasyon neden yapılıyor? Gerçekten bir operasyon var mı? Yoksa gerçekten yolsuzluk hırsızlık mı var.

Konuyu başından itibaren hatırlamaya çalışalım. Yaklaşık 14 Ay önce hava alanında bavullar içersinde polisler birkaç milyon dolar nakit para tespit ediyor. Konuyu tutanağa bağlayıp, Maliye Bakanlığı Mali Suçlar Araştırma Kurumuna sevk ediyor. Bu saklı gizli bir şey değil. Devletin kurumları çalışıyor. Sonra bu kurul dosyayı inceleyip rapora bağlayarak; kara para aklandığı gerekçesi ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyor. Görevli savcılar gizli bir şekilde mahkeme kararları ile soruşturma yürütüyor. Sonuçta yakalama kararları, arama kararları ile malum kişilerin adreslerinde arama ve yakalama yapılıyor. Yapılan aramalar da, bir evde 6 adet çelik kasa ve para sayma makinesı ve birkaç milyon dolar, diğer bir evde ayakkabı kutuları içersin de milyon dolarlar yakalanıyor. Yani kısaca suçüstü yapılmış bir soruşturma, deliller kamuoyu ile paylaşılmış. Şapka düşmüş kel görünmüş. Bu hiç kimsenin üstünü örtmeyeceği kadar kesin bir vaka olarak karşımızdadır.

Soruşturmaya konu olan kişiler bakan çocuğu ve bürokratlar olunca siyasi bir bedeli ortaya çıkıyor. Bu bedeli ödememek ve başka ortaya çıkması muhtemel soruşturmaları engellemek için; 10 yıl önce yolsuzluklar la mücadele edeceğiz diyen siyasi kişiler sopayı ellerine aldılar, yandaş basın ve devletin gücünü kullanarak neredeyse iftira ediyor diyecek noktaya geldiler? Adına da Hükümete operasyon yapılıyor diyorlar. Bakın ne yapıldı, büyük iltifatlarla İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen Hüseyin Çapkın görevinden alındı. Başka ne oldu, Cumhuriyet Savcısı yanına iki savcı daha verilerek pasifize edildi. Ardından soruşturmayı yürüten rütbeli tüm emniyet mensupları görevden alındı. Ardından yönetmelik değişti. Arkasından Cumhuriyet Savcısı başka gözaltı kararları için emniyete talimat verdi, ancak malum yönetmelik gereğince polis savcının istediğini yapmadı. Baktılar ki jandarma devreye girecek savcıyı görevden aldılar. İnanması zor. Film gibi. Bir hukuk sistemi içersin de yapılamayacak müdahale yani bunlar muz cumhuriyetin de bile olmaz. Hukukçular daha iyi bilir ancak, yargıya müdahale edilmiştir delillerin karartılmasına imkan sağlanmıştır.    

Süreç içersin de kanaatimce Cumhurbaşkanı’ nın müdahalesiyle bakanlar istifa ettirilmiştir. Erdoğan Bayraktar’ın istifa ederken kendi sesinden dinlediğimiz ifadeleri bu olayı yüzyıl sonra bile esefle hatırlatacak türden. Yani sözün özü, “sen ne dediysen ne istediysen ben onu yaptım. Ortada bir suç var senin” dedi. Bütün bunlar herkesin gözü önünde oldu. Adalete müdahale yapılırken herkes seyretti. Biz vatandaşız elimizden bir şey gelmez ancak, Sayın Cumhurbaşkanı’nın müdahale etmesi gerekirdi. Hukukun üstünlüğü, üstünlerin hukukuna dönüşmüş oldu. Kuvvetler ayrılığı ilkesi yerle bir edildi. Adeta devletin çivisi çıktı. Eğer veremeyeceğiniz bir hesap yok ise, bıraksaydınız yargı görevini yapsaydı da sonra komplo vardı deseydiniz, belki inandırıcı olurdu.

Soruşturmalar ile ilgili durumlar alınan kararla basından gizleniyor. Emniyette bütün yurtta görevden almalar sürdü gitti. Bunlar operasyoncu imişler. Peki kim bu adamlar? Bunları bu koltukları kim atadı? Bunlar kime çalışıyor? Devletin içersin de paralel bir devlet vardı da sizin haberiniz mi yoktu? Yargıda, emniyette kim bilir başka yerlerde çeteleşmeler var hükümetin haberi yok öylemi? Eğer öyle ise derhal istifa etmeniz gerekir. Devletten haberiniz yok demektir. Aynı Cumhuriyet Savcısı neredeyse tüm paşaların rütbelerini toplarken yargı süreci devam ediyor diye bıyık altından gülünüyordu. Bunları kimse unutmadı. Onlarda devlete karşı yapılan bir operasyomuydu? Devlet kendisine sahip çıkacak durumda değil mi? Vatandaş olarak tedirgin oluyoruz.   

Siyasi irade tarafından devlet içersindeki yapılanmanın cemaat tarafından oluşturulduğu ifade ediliyor. Kişisel kanaatime göre, bu olaylar hem cemaati hem siyasi iktidarı yıpratıyor. Cemaat ve siyasi irade taban kaybediyor. 10 yıldır süren iktidarın sonuna yaklaşılıyor. Kanaatimce cemaat te büyük kan kaybedecek. Eğer bir operasyon varsa hem hükümete hem de cemaate yapılıyor. Bir taşla birden fazla kuş vuruluyor. Her şeyin dışardan planlandığı ifade ediliyor. Bu yapılanma şimdimi var. Daha önce yok muydu? Ak Parti iktidarı 3,5 ay gibi kısa bir sürede nasıl iktidara taşındı. Anap’la, Doğruyol Partisini seçime sokturmayan onlar mıydı? Deniz Baykal’a, MHP Başkanlık Divanına kaset tezgahları hazırlayanlar onlar mıydı? Size BOP’un eş başkanlığını kimler verdi.

Unutmadan yeni bakanlara bakalım 9 bakan kabineye alındı, enteresan olan, bir iki kişinin dışındakilerin hepsi Başbakan’ın çok yakın çevresinden oluşması. O kadar isimler varken bu isimler tercih edilmiş. Sayın Başbakan vatandaşların diyor ki, süreniz dolmadan bize bir iyilik yapın; siyasi partiler yasasını değiştirin. Lider sultası kalksın halk kendi vekillerini seçsin. Bari bunu yapın. Bakın o zaman daha müreffeh bir Türkiye nasıl oluşuyor. Bir de söz vermiştiniz, vatandaşlarınız unutmadı, dokunulmazlıklar konusu 10 senedir kulağınızı tıkadınız hiçbir şey yapmadınız. Kaldırın dokunulmazlıkları. Adalet karşısısın da herkes eşit olsun.