Başbakan Recep Tayip Erdoğan IMF ile yapılacak anlaşmanın bir türlü bitirilememesinin nedenini Gelir İdaresi başkanlığının özerkliği, denetim gruplarının birleştirilmesi gibi taleplere bağlayarak, IMF olmadan da olur, IMF olmaz ise devlet mi batar mantığı ile değerlendirme yaparak, IMF ile anlaşma beklentisinin belirsizliğini korumasına yol açtı. Kişisel görüşüme göre bu durum isabetlide oldu. Dolar kurunun 1,52 seviyelerine geldiği durumlarda başbakanın bu tür açıklamaları dolar kurunu toparlayıcı etki yaptığı görülüyor. Kanaatimizce bu durumu başbakan bilerek yapıyor. Ancak ekonomi dünyasında IMF ile anlaşmak gerekliliği yönünde bir beklenti var.
Beklentiler her zaman "güvensizlik" yaratır. Türkiye, 2008 yılında sonlanan IMF anlaşmasının ardından yeni anlaşma nedeniyle bir beklenti dönemine girdi. Anlaşma uzadıkça önce "Seçimde hükümet elini bağlamak istemediği için anlaşmadan uzak durdu" yorumları yapıldı. Oysa, seçim sonrasında da IMF konusu heyetlerin gelip gitmesine karşın "beklenti" içinde gündemde kaldı. Bugün de durum farklı değil.
Bu beklenti döneminde ilgili bakanlar daha ılımlı demeçler verirlerken, Başbakan Erdoğan, "İstekleri yerine getirilemez. Bizim isteklerimize kabul edilebilir isteklerle gelirlerse anlaşırız" düşüncesini ortaya koydu. Uzun süre kabul edilemez isteklerin neler olduğu konusu açıklanmadı. Ama IMF'nin "Gelir İdaresi özerkliği" istediği bilgisi gazetelerde yer alınca, Başbakan Erdoğan da kabul edilmez konunun "Gelir İdaresi özerkliği" talebi olduğunu söylemeye başladı.
Başbakan Erdoğan çeşitli Tv kanallarında; "Biz diğer iktidarlar gibi değiliz. Ülkemizin menfaatlerine ters düşen bir şey olduğu sürece böyle bir şeye imza atmayız. Ben, IMF Başkanı'na da, Yardımcısı'na da söyledim. (…) 'Gelir İdaresi Başkanlığı özerk kuruluş haline gelsin?' Olamaz, böyle bir şeyi kabul edemeyiz. Bırakın bu işi biz yapalım. Biz bu kuruluşu reform reforme ederiz ama özerk hale getiremeyiz" değerlendirmesini yaptı.
Sonra kendisi de vergi denetimlerinin kalitesinden şikayetlerini dile getirdi. IMF görüşmelerinin sürdüğünü belirtti, Ali Babacan'ın yeni çalışmalar sürdürdüğünü belirtti. "Türkiye'nin IMF müzakereleri ne zaman sonuçlanır?" sorusuna yanıt verirken, "Biz buna mecbur değiliz ki, IMF olmazsa biz ölecek miyiz? Hiç öyle derdimiz yok. Hayır biz onlara bize açık açık şunu söyleyin, 'Biz sizinle beraber çalışacağız, çalışmayacağız' bunu söyleyin. Bizi açıklamak zorunda bırakırsınız. İcabında deriz ki: 'Kardeşim kusura bakma madem ki olmuyor bu iş, hayırlı olsun' bunu diyebiliriz. Türkiye'de bu güç var. Brezilya'nın dediği gibi Türkiye'de bunu diyebilir. Bizi bu noktaya getirmeyin" açıklamalarını yaptı. "IMF anlaşması yakında son bulacak mı? Sorusunu yanıtlarken de, "Son bulmalı. Şöyle yada böyle… Artı veya eksi. Temenni ederim ki, bu yaz sonuna kadar bitsin" diye değerlendirdi.
Başbakan'ın bu değerlendirmeleri yeni bir "belirsizlik" ortaya çıkaracak bir söylem. Oysa piyasaların beklentisi bu konuda bir "sonuç." Yani Başbakan'ın söylediği gibi "Olumlu ya da olumsuz bir sonucu" bir an önce bekliyor.
IMF ile anlaşmadan beklenti ne, iş dünyası neden bu anlaşma beklentisine sokuldu. İş dünyasında IMF ile anlaşma beklentisi var. Ama bu olmazsa yeni programın ne olacağını bilmek istiyorlar. 2001 krizi ardından olumlu sonuç alınırken IMF ve AB çıpalarının önemli etkisi olduğunun altını çizerek, mutlaka bir programla önlerini görebileceklerini belirtiyorlar. "IMF programı değilse hangi program?" sorusunu sorarlarken; bir yandan belirsizliğin yarattığı güvensizlikten kurtulmak istiyorlar, bir yandan da uluslararası güven için böyle bir programın zorunlu olduğunun altını çiziyorlar. İş dünyası 2001 krizindeki gibi bir finans
krizinden korkuyor.
Ekonominin makro dengeleri bozuk durumda. Bütçe açık veriyor. Ödemeler dengesi açık veriyor. Cari açık sürekli artıyor. Dış ticaret açığı giderek büyüyor. Hazine riski giderek çoğalıyor. Böyle bir makro ekonomik durumda birde milli para dolar karşısında hala aşırı değerli ise işte bu yürekleri hoplatıyor. Ya sıcak para girişi durur çıkışı hızlanırsa, birkaç milyar dolar çıkışında 1,8 TL yi aşan dolar kuru kaça çıkar korkusu her tarafı sarıyor. Yurt dışından dolar getirerek Tl ye yatırım yaparak kar patlaması sağlayanlar, ithalatçılar ve döviz kredisi alanlar bu durumdan çok korkuyorlar. Bu nedenle IMF ile anlaşmanın şart olduğunu sürekli yineliyorlar. Peki IMF ile anlaşma olursa ne olacak dolar kuru bir miktar aşağıya gidecek ve yine yabancı ülkelere istihdam alanları sağlayacağız. Çünkü ucuz ithalat nedeniyle onlar üretecek biz satın alacağız.
IMF ile anlaşma olmazsa ne olur. Hazine ve Merkez Bankası ellerindeki likitleri akılca kullanırlarsa hiçbir şey olmaz, döviz kuru biraz yükselir. İthalat düşer, ihracat artar, böylelikle istihdam alanları açılmaya başlar. Ekonomide bir rahatlama olur.iç talep canlanır. Ekonomide yeniden bir ivme kazanılmaya başlanır. Bunlara kim karar verecek; elbetteki ekonomi yönetimi. Ekonomi yönetimi bu hususu çok iyi değerlendirmelidir. Ancak ekonomi yönetimi şu andaki yanlış politikaları ile düşük kur yüksek faiz kısır döngüsü ile son dönemlerde dış borcu 225 milyar dolardan 500 milyar dolara çıkardılar ve her sene dolara 50 milyar civarında faiz ödediler. Yani dış borçların yüzde 88 i faiz ödemelerine gitti. Sırf IMF nin ve uluslararası para baronlarının baskısı ile birlikte merkez bankasının enflasyon hedeflemesi programı yüzünden.
Gelinen noktada ekonomi yönetiminin çok yüksek maliyetli makro ekonomik programları iflas etti. Şimdi merkez bankası hala yine dünyadaki en yüksek faizleri veriyor. Bu şekilde sıcak para gelmeye de devam eder. Eski politika uygulanmaya devam eder. Üretim durur. Ekonomi yönetiminin durumu çok iyi analiz etmesi gerekmektedir. Siyasi kaygılar yüzünden ekonomi feda edilmemelidir.
Şahsım olarak burada alternatif üretemeyenler konuşmasın başka çare yok diyenlere sesleniyorum. Çare her zaman var. Sizde biliyorsunuz bunu. Ama çareyi uyguladığınızda kendinizin daha önceki uygulamalarınızla ters olarak görüyorsunuz ve korkuyorsunuz. Geçen dönemde bu program için katlanılan yaklaşık 250 milyar dolar olarak ödenen faizlerin ve ekonomideki istihdam darlığının hesabını verememekten korkuyorsunuz.
Çözüm önerimiz, makro ekonomik politikalar revize edilmelidir. İthalatı caydırıcı, ihracatı teşvik edici programlar ve destekler hızla devreye sokulmalıdır. Önerimiz; IMF ile anlaşma sağlanmalıdır. Döviz kurunun gerçekçi yeri tespit edilerek liramız belli ölçüde devalüasyona tabi tutularak, sabit kur rejimine geçilmelidir. Bu durum ekonomiye güven kazandıracaktır. İhracatı ve istihdamı artıracaktır. Beklenilen ve istenilende bu değimlidir. Üretimin ve istihdamın artması. Gerçek yöneticiler, Zor durumlarda radikal kararlar alabilmelidirler.
Bülent BUZ
Yeminli Mali Müşavir
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.