Bir şehir düşünün,
Asırlardır, düşmanın en güçlü olduğu, umudun kalmadığı zamanda, vatanına sadakatle, fedakarca ve kahramanca hızır misali yetişsin, mazluma, ezilene ne kadar şefkatli, merhametliyse; haksızlığa, zalime, haine ise o kadar kahredici bir kuvvete sahip, feveran ettiği zaman zapt edilmesi imkansız olsun …

O şehir Anadolu’nun kalbi, Erzincan’dır.
Namık Kemal’in ifadesiyle; "Başı İstanbul‘a yaslanmış, saçları Balkanlar’da dalgalanan, bir kolu Hz. Peygamberin (s.a.v.) diyarına uzanmış, öbür kolu Kerbela’ya el atmış, fakat göğsü Anadolu’da ve kalbi yine mutlaka Anadolu’da çarpan büyük ve mukaddes vücut." olarak tasvir ettiği Osmanlı’nın son günleri yaklaşsa bile Anadolu’nun kalbine kastedildiğinde kudret ve azametiyle yekvücut olarak kurtuluş savaşını kazanmıştır.

Adı tarihten silinmeye çalışılsa da; memleketimin gönlünde müstesna yerini haykırırcasına muhafaza eden, o koca yüreğine vatan ve millet sevgisinden başka bir sevdanın hayalini dahi sokmamış, şahsi makam, mevki, ikbal, şöhret arzusunu aklına bile girmemiş, düşmana dahi mertliğinden vazgeçmemiş bir Gazi Osman!.
Ayet-i kerimelerin de Hz. Osman hakkında nâzil olduğu rivayet edildiği: "O en büyük korku, bunları asla tasaya düşürmez. Bunları melekler karşılayarak: 'Bu size dünyada vaad olunan (mutlu) gününüzdür.' diyerek cennet kapıları önünde tebrik ederler." (Enbiyâ, 21/101-103)" üzere Aziz Osman adını taşımakla şereflendiği halife gibi, kalbi Allah korkusuyla dolu, katıldığı savaşlarda yaralanmış, düşmanı titreten, yürekli, samimi nazarlarında İslam mutlaka selamet bulacak, vatan mutlaka mesut olacak, inancıyla imkansızı başarmıştırlar. Çünkü kendi selametini, kendi saadetini, memleketin, milletin saadet ve selamet için feda edebilen vatan evlatları çoktur.
O zaman şartlarında savaştıkları kış, eski kışların amansız ve dondurucu kışıydı. Kar diz boyu, bel boyu değil, adam boyunu geçiyordu… Savunma hattındaki yerler kardan siperli, buzlaşmış olan bu mevzilerde donmadan yılmadan aç susuz gün ay saymadan kardeşi ile harbe katılmıştır. Kardeşi şehit, kendisi gazi mertebesine ulaşmış olan dedem Refahiyeli Gazi Osman (Allah Rahmet eylesin). İslam ve vatan uğruna her şeyi tereddütsüz feda edecek kadar bağlı olmak, Müslümanlar bu kahramanlardandır ve ondan dolayı memleketimiz mağlup edilemez…
Her Erzincanlı bir Şehit torunudur!
1882 tarihli vilayet salnamesine göre Erzincan Sancağı’nın nüfusu 59.507’dir. Bunun 46.325’i Müslüman, işgalden sonra Müslüman nüfus 4000’e kadar inmişti. Şimdi düşün o şehir Erzincan…

Mehmet Akif Ersoy’un  ifadesiyle
Bastığın yerleri toprak! diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.
Mehmet Akif Ersoy’un  hüzünlü hayatı ve en karakteristik özelliklerinden haksızlığa tahammül edememesi ve vefası ile İstiklal Marşı’nın muazzamlığı karşında tarihe sığmayacak ve kalemiyle katıldığı hiçbir muhabereyi kaybetmemiş bir Cihangir.

Vehip Paşa Erzincan’ın kurtuluşu sırasındaki müşahedelerini şöyle naklediyor; "Bugün Erzincan’a geldim. Çanakkale Boğazı’ndan Erzincan’a kadar olan bütün köyler hatta bir kulübe bile sağlam kalmamak şartıyla tahrip edilmiş gördüm. Ermenilerin Erzincan’da yaptıkları facialar insanlık tarihi bugüne kadar kaydetmemiştir." Katliamın tarifi imkansız, yapılan işkenceler
görenlerin hafızalarına kazınsa da tarihini okumayan bu neslin ecdadın kıymetini, asıl önemlisi Müslüman kardeşlerine, onların hürmetine bir başka sahip çıkması  gerektiğini unutmamalıdır.

Kahramanlık sadece milletin değil, dünyanın müşterek haysiyet ve insanlığın şerefidir. Bu şeref, haksız yere taaruza uğruyor ve dünya seyirci kalıyor… Sonra da insani hak ve adaletten bahsediyorlar. Yokluklar için dedelerimizin, ecdadımızın başardığı mucizeleri ve komşu ülkelerin vaziyetini görmüş olmak, savaşın içinde günümüzde insanlık imdadına yine memleketimizin koşuyor…
Halid Paşa’nın dediği üzere
“Düşman çok, biz aziz! …"