29 Ekim’de Marmaray törenlerle dualarla açıldı. Koalisyon Hükümeti döneminde projesi çizilen, finansmanı ayarlanan ve ihalesi yapılan iki kıtayı deniz altından demiryolu ile birbirine bağlayan asrın projesi Marmaray 10 yılı aşkın bir süredir yapılmakta idi. Vatanımıza ve Milletimize hayırlı uğurlu olsun. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Özellikle de hemşerimiz Sayın Binali Yıldırım’ı tebrik ediyoruz. Sayın Genel Müdürümüz Süleyman Karaman’ı da kutluyoruz.
Bu projede en üst seviyeden hizmet etmek Erzincanlılara nasip oldu. Yüce Allah(cc) yenilerini nasip etsin. İnşallah bir an önce bağlantı hatları da biter ve Gebze-Beylikdüzü bir birlerine çok kolay ulaşılacak hale gelir.
Marmaray’ın açılışında Sayın Diyanet İşleri Başkanının dua etmesi, Hac dönüşü bazı Hanım Milletvekillerinin TBMM’ne başörtüleri ile girmeleri bazı eleştirel ve yapıcı tartışmalara neden oldu. Sayın Başbakan, Meclis 1920’de ki haline geldi, ayrıca İstiklal Marşında da dua ediliyor dedi. Benim kafam bu laflara ve bu sözleri söyleten nedenlere takıldı. Sayın Başbakan masumane olarak başörtüsünü mü savundu yoksa insanların aklına 1920’li yılları hatırlatarak başka bir şeyler mi çağrıştırmak istedi. Doğrusu pek açık olmadı. Yani neresinden bakarsanız öbür tarafa gidecek türden bir o kadar güzel olabileceği gibi, bir o kadar da tehlikeli olabilecek bir ifade. Bekleyip Sayın Başbakan’ın neler söylemek istediğini anlamaya çalışacağız.
1920’deki Meclis Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. 600 yıllık Cihan İmparatorluğu’ndan sonra işgal edilmedik sadece Anadolu’nun içlerinde bir avuç toprağı kalmış Türk Milletinin Devletini 1920’de ki Meclis kurmuştur. Sevr antlaşması ile paramparça olan Anadolu’da güçlü bir o kadar yenilikçi ve sağlam esaslar üzerine kurulan bir Türk Devleti kurulmuştur. 1920’de ki Mecliste, kendisini Kürt olarak ifade eden, azınlık olarak ifade eden veya başka şekilde hacı, hoca diye ifade edenler olabilir. Bu durum bir şeyi de değiştirmez. Çünkü önemli olan 1920’de ki Meclisi oluşturanların kendilerini nasıl ifade ettikleri değil, ne yaptıklarıdır. 1920’de ki Meclis, “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” demiştir. Cumhuriyeti kurmuştur. 1920’de ki Meclis temeli Türk-İslam Sentezi üzerine dayanan Milli Devleti; Ne Mutlu Türküm diyenlerin, Varlığını Türk Varlığına Armağan Edenlerin, Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Dil, Tek Vatan diyenlerin devletini TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ni kurmuşlardır.
Sayın Başbakan bu Meclis 1920’de ki meclis diyerek yeniden bir devlet kurmak sevdası içersindemi bilmiyoruz. Yeniden bir devlet kurmayı; Devletimizin rejimini değiştirmeden organizasyon esaslarını değiştirmeyi ve Milli Devlet ilkesinden uzaklaşmayı şeklinde algılamak gereklidir. Aksine bir düşünceye kimsenin sahip olmaması gerekir. Sayın Başbakanın açıkladığı Demokratikleştirme Paketinde amacını ve maksadını aştığına inandığımız Kürtçe liseler gibi, birkaç daha adım atarak, Devletimizin Üniter yapısından taviz verilerek, söyledikleri gibi, Kürdün de, Lazın da, Çerkezin de, v.s kendini ifade ettiği, Türk Milletinin Devletini, birden çok milletin devleti haline mi getirmek istiyorlar bilmiyoruz. Bütün bunları yapılmak istenenleri bekleyip göreceğiz. Sayın Başbakan bu türden bir şeyler söylemek veya çağrışım yaptırmak istiyorsa çok vahim bir durumla karşı karşıyayız demektir. Ancak Türk Milleti böyle bir durumu asla kabul etmez ve çok öfkelenir. Kimse Milletimin öfkesini sınamasın.
Diğer taraftan Sayın Başbakan bu Meclis 1920’de ki Meclis diyerek; Başörtülü Milletvekilleri ve Dua açısından bir sesleniş amaçlıyorsa, bu seslenişe Sayın Başbakanı mecbur bırakan; bu Milletin Başörtüsü ile okuduğu Kur’an-ı Kerimle, ibadeti ile, inancı ve yaşam şekli ile uğraşanlar utasınlar. Hele ki Egemenliğin Kayıtsız Şartsız Milletin olduğu bir rejimde millete rağmen, milletin ibadet ve inanç özgürlüğü ile uğraşanlar utansınlar.