Taksimde Gezi Parkında başlayan olaylar neredeyse tüm ülkeyi sardı. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Yine bir toplum mühendisliği işimi diye tartışılıyor. Kimine göre, İsrail oyunu, kimine göre ABD Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan vazgeçti, kimine göre Esad var arkasında, kimine göre Ergenekon işi, benzer bir sürü senaryo kamuoyunda tartışılıyor. Bütün bunların nedeni; 4 tane asırlık çınarın kesilmesi mi, emniyet güçlerinin gün ışımadan göstericileri dağıtıp, çadırlarını yakması mıdır? Tersinden düşünelim, olay çıkarmak için bahane arayanlar bu olayımı kullanmışlardır. Bu güne kadar kaç ağaç kesildi. Ormanlar istila edilmedi mi, yakılmadı mı? Bu gün satışa çıkartılan on binlerce dönüm 2B arazileri nereden oluştu. Ayrıca toplumda bırakın işkenceyi bir sürü faili meçhuller olmadı mı? Emniyet güçleri ilk defamı böyle davranıyor? Hayır tabiiki. Bütün bunları meselenin ne olduğunu çok iyi anlayalım diye ifade etmek istedim. Meseleyi çok iyi analiz ederek anlar isek, nereye varabileceği konusunda tahmin yaparak önemini irdeleyebiliriz.
Bütün dünya ülkelerinin konuya enteresan şekilde ilgi göstermesi bana da çok enteresan geldi. Halbuki Recep Tayyip Erdoğan milletvekili olmadan Genel Başkan sıfatı ile tüm Avrupa Ülkelerini kısa bir sürede gezerek herkesin desteğini alarak Başbakan olmuştu. Daha sonrada AB normlarının büyük bir bölümün TBMM'den geçirerek yasalaştırdı. Benim o zaman da kafam karışmıştı. O zaman ki Başbakan Sayın Abdullah Gül ile AK Parti Genel Başkanı sıfatı ile Sayın Recep Tayyip Erdoğan Başbakanmış gibi karşılandı görüşmeler yapıldı. Bütün Avrupa Ülkeleri Türkiye’de ki İslamcı hareketlere sıcak bakmaz iken Recep Tayyip Erdoğan’a neden sıcak baktılar diye çok kafam karışmıştı. Şimdi kafam daha fazla karıştı. ABD ve AB ülkelerinden yapılan açıklamalar hiçte iyimser açıklamalar değil. İşin başında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sıcak bakmalarını “değiştik” demesi ve nasıl değiştiği konusunda dış komşularımızı ikna etti diye düşünmüştüm. Ancak bu günkü tavırlarına bir sebep bulmadım. Acaba Sayın Başbakan onlara söylediği şekilde değişmedi mi? Kafam çok karıştı. Sayın Başbakan herkesin kabul etmesi lazım ki karizması olan bir lider. Milletimizin 3 dönem teveccühünü ezici üstünlükle kazandı. İşe demokrasi söylemleri ile başladı. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” dedi. Avrupa normlarını ülkemize getirip yasalaştırdı. Düşünce özgürlüğünü savundu. İşe Devlet Kadrolarına atamalar yaparak başladı. Anlamadığımız bir şekilde bürokraside ülkücü memur kalmadı herkes yerinden edildi. Yeterli tecrübeye sahip olmayan insanlar kamuda üst görevlere getirildi. Adam kayırmalar çoğaldı. Devletin denetim gücü baypas edilmeye çalışıldı. Meslek Odaları yönetimlerini ele geçirmek için özel yasalar çıkarıldı. Sivil toplum örgütlerini ele geçirme çalışmaları yapıldı. Kısaca ülke kurumları üzerinde bir hakimiyet oluşturma çalışmaları halen devam etmektedir. AK Parti iktidarı ile birlikte yazılı ve görsel basının büyük bir bölümü el değiştirdi. Ülkemizde sermaye sahipleri değişti. Bankaların büyük bir bölümü yabancılara satıldı. Bankaların yaklaşık yüzde 60'ı, borsanın yaklaşık yüzde 70'i yabancıların elinde. Ülkeye inanılmaz sıcak para geldi yüksek faizler ödendi. Yeni iş adamları türedi. İşadamları portföyü değişti. İstanbul’un bütün yerleri imara açıldı gökdelenler çoğaldı.
Sayın Başbakan, memlekette Kürt sorunu var diyerek, alt kimlik üst kimlik tartışmaları ile Türk kimliğini tartışmaya açtı. Laz’ı, Kürt’ü, Çerkez’i, Arnavut’u, Gürcü’sü diyerek kafaları karıştırdı. Kürt’leri PeKaKa temsil etmiyor. O bölgeden en fazla oyu ben alıyorum. Diyerek her dönem 80, 90 civarında Kürt kökenli Milletvekilini seçtirdi. Kürt açılımı yapacağım dedi. Komşularla sıfır sorun olacak dedi. Alevi sorunu çözeceğim dedi çalıştaylar kurdu. Zaman oldu Atatürk dönemine dil uzattı. Zaman oldu İnönü’yü eleştirdi. Ermeni sorununu çözeceğim dedi, Cumhurbaşkanı Ermenistan’a maç seyretmeye gitti. Rahmetli Rauf Denktaş’la ters düştü. Seçim kaybettirdi. Kıbrıs sorununu içinden çıkılmaz hale geldi. Askerin başına çuval geçirildi, yeterli tepki gösterilmedi. PeKaKa ile gizli görüşmeler yaptırdığı ortaya çıktı. Ortadoğu Projesinin Eş başkanlığı görevini bana verdiler dedi, görevinin ne olduğunu söylemedi. Durduk yerde Suriye konusunda taraf olduk. Esat’a karşı muhalifleri destekledik. Muhalifleri PeKaKa da destekliyordu. Onlarla aynı tarafta yer aldık. Barışıyoruz denilerek 1.500 PeKaKa teröristinin Suriye’de Esad’a karşı savaştığı ortaya çıktı.
Yapılan bütün eleştirilere, Sayın Başbakan siz ne derseniz deyin sandıkta Millet bana oy veriyor istediğimi yaparım havasında. Bu düşüncesini de sürekli dillendiriyor. Sayın Başbakan tarafından kullanılan üslup ve uygulamalar toplumun bir bölümünde ne oluyor, demokrasi elden mi gidiyor, endişesini derinden oluşturmuş durumda. Bir belediye tarafından uygulanabilecek alkol satma yönetmeliğinin yasalaştırma çalışması, Suriye konusunda Esad’a karşı cephe alınmasının mezhepsel bir tercihmiş gibi algılanması, istediğimi yaparım havası toplumun bir bölümünü patlama noktasına getirmiştir. Toplumun bu kesimi İran’a mı dönüyoruz diye durumu sorguluyor. Cumhuriyetin kazanımları sıkıntıya giriyor endişesi vardır. Sayın Başbakan’ın demokrasi anlayışının; çoğunluğun azınlığa tahakküm etmesi olarak algıladığı şeklinde toplumda bir kanaat oluşmakta. Bu durum gerilmelere yol açıyor. İstanbul’da yapılacak ve inşa edilecek bir bölümle ilgili olarak yerel yöneticilerin karar verip uygulaması gereken bir konuya Devlet’in tepesinde olan Sayın Başbakan’ın binanın hangi katında ne yapılacağı konusunda fikir beyan edilmesi kanaatimce toplumun bu kesimini endişelendiriyor. Taksim’de ki olaylarda öncülük yapan BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Başbakan Vekili ve Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeler sonucunda yaptığı açıklamada bu iş milliyetçiliği baz alan bir kimliğe bürünebilir diyerek kafaları iyice karıştırmıştır. Bu açıklamadan bu işin arkasında bir plan olduğu yönünde bir düşüncenin varlığı yatmaktadır ki, bu çok tehlikeli bir durumdur. Bu gösterilere katılanlar amaç Taksim deki düzenlemeye bir protesto yapmak istediler ise maksat hasıl olmuştur. Tez elden bu işi devam ettirmemeleri gerekir. Bu olaylar ara vermeden sürer ise, bu seferde sağ duyu içersin de bekleyen toplumun büyük bir bölümünde gerilim oluşmasına neden olabilir ki, bu çok tehlikeli bir durum haline gelir. Demokratik hak ise kullanıldı. Devletimiz bütün bu olanları değerlendirecektir. Bu gösteriler devam ederse istenmeyen sonuçlara ve planlara alet olurlar ki bunu sağ duyu sahibi hiç kimse istemez. Demokratik hakkımızı kullanacağız diyerek hiçbir kesimin Devletimize zarar vermeye, demokrasimizi ve kardeşliğimizi bozmaya çalışanlara alet olmaya hakkı yoktur. Bu olaylar gerilim içinde ki psikoloji içinde yapılıyor ise, başka gerilimlere yol açılmadan sükûnetin hakim olması toplum barışı ve kardeşliğimiz için şarttır.
e-mail: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.