Gazetenin ikincisi sayısını hazırlarken gelen haberlere resimlere baktım.
Haberlere bakarken kendimi 6 ay ömrü kalmış bir hastanın doktoru sandım.
Hani doktor ölecek hastasının tahlillerine, kullandığı ilaçların reçetelerine bakar bakar da “Artık bunların ne önemi var” der de atar ya bir kenara....
Bende öyle yaptım.
Baktığım haberleri attım bir kenara.
Ya Erzincan’dan gelen resimler.
Onlar da yine aynı hastanın kalp elektrosuna, akciğer rötgenine benzettim.
Onlarca kaza.
Onlarca ceset.
Oluk gibi kan akıyordu kan...
Resimlerden birinde bir köpek gördüm sevindim.
Rota’mış adı.
Polis köpeği.
İşi uyuşturucu yakalamakmış.
Resme baktım uzun uzun.
“Ey Rota” dedim.
Söyle bakalım “Senin işin mi zor bizim ki mi daha zahmetli”
“Resimler konuşmaz anlatır” dedim kendi kendime.
Ve düşündüm.
Rota’nın “Dili olsaydı” eğer.
İkimizin işi de Erzincan’ın mutluluğu için diyeceğinde karar kıldım.
....................
Erzincan için fallar açtım.
40 yıl hatırı olan kahveler içtim yudum yudum.
Defalarca kenarını öptüğüm fincanı tabağına ters çevirdim.
Sabırla fincanın soğumasını tortunun akmasını bekledim.
Kapattığım fincanları korkuyla açtım.
Ağzımdan çıkan ilk kelime hep aboooooo oldu.
Ne çok gam, ne çok kasavet.
Yollar gördüm uzun mu uzun.
Yükü yüklemiş göçüyor ahali.
Ben diyeyim 3 gün sen de 5 gün.
Gözyaşları var bak fincanın tam orta yerinde.
Biri gidiyor, hiç kimse gelmiyor.
Kim bilir 40 yıl hatırı olan kahvenin kaç kez hatırınıı kırdım ben
Kaç kez Fincanlar fırlattım tabaklar parçaladım.
......................
Kırlara koştum.
Arkamdan deli diye bağırdılar.
Duymadım ben.
Ergan dağının zirvelerine kaçtım.
Papatyaları ayırdım toprağından.
Seviyor sevmiyor falları açtım Erzincan için.
Sevmiyor çıktı hep kopardığım papatyanın son yaprağı.
Fıratın karşı kıyısından bağırdım kaç kez.
“Sen mi beni ben mi seni sevmiyorum” diye
Erzincan sustun
Ben ağladım.
......................
Gazetenin ikinci sayısını hazırlayacağız.
Önümde haberler-resimler.
Haberler yıllar önce gurbetten sılaya, sıladan gurbete yazılan mektupları aklıma getiriyor.
“Mahsus selam eder küçüklerin gözlerinden büyüklerin ellerinden öperim” diye başlayan “Kışa kalmam dönerim diye biten mektuplar....
O zamanlar “giden gelirdi” diyorum.
Köy meydanlarında karşılanırdı baba toprağına yeniden ayak basanlar.
Gurbetçinin üstü başı her ne kadar büyük şehir koksada.
Tezege samana özlem duyduğunu anlardım.
............................
Bir resim masamda.
Yer Erzincan otogarı.
Resimde iki otobüs.
Birinin adı Barış.
Diğerinin Özlem.
Önlerinde 7’den 77’ye insanlar
Resme vuruyorum elimin tersiyle
Kimseye kal diyemiyorum.
Dağlarda kara trenler.
Havada uçaklar.
Erzincanlı gidiyor.
Erzincanlı göçüyor.
Gazetenin ikinci sayısını hazırlayacağız.
Önümde haberler-resimler.
Çağlayan merkezli deprem.
Erzincan sallanıyor.
Ben burda hissediyorum.
40 yıllık kahvenin tortusu geliyor aklıma.
Uzun uzun yollar.
Yükü yüklemiş göçüyor ahali.