Gazetenin manşetini hazırlarken Erzincanlının 80 ilde birden bulunması beni alıp taa yüzyillar öncesi Orta Asya bozkırlarına götürdü
İnsanların açlıktan, susuzluktan batıya doğru yola çıkmalarının o tarihi göçünü hatırlattı.
Ekmek için yüzlerini batıya çevirdiler
Birbirlerine "Su için batıya gitmeli" dediler.
Günümüzde hala insanların neden dede baba topraklarını terk ettikleri tartışılır.
Bu kısır tartışmalara "Neden büyükşehirler" noktaları konulur.
Oysa mesele çok basittir
Göç demek ekmek demektir.
Göç demek yaşam demektir.
Bu duygular içerisinde gazetenin manşetini yaptık arkadaşlarla birlikte.
Ve Türkiye'nin dört bir yanına yayılmış Erzincanlıların bugünkü Erzincan'ın üç katı olduğunu gördük.
Ama
Neden
Niçin
Niye(leri) sormadık hiç bir zaman bir birimize.
Sadece Erzincanlı değildi ver elini batı, doğu, güney kuzey diyen.
Anadolu insanı yüzyıl içinde bir sonbahar yaprağı gibi oradan oraya, buradan şuraya savruldu durdu.
Ekmeğini aradı Anadolu insanı...
İçecek suyuna koştu Anadolu insanı.
"Karnım nerede doyarsa orası benim için vatan" dedi Anadolu insanı.
Bu zorunlu göçlerde hüzün ve gözyaşları vardı.
Ayrılık, emanet olmalar, el sallamalar ve geride bırakılan hüzünlü toz bulutları vardı.
Minderden döşekler ve çarşaf yorganlardan oluşan yataklar, un, bulgur, dövmeler vardı.
Erzaklar köy kokan, köylü kokan bez torbalar içinde yerini alır yola çıkmak vardı.
Babalar, ağabeyler, genç kızlar hepsi, hepsi gelecek kamyonu bekledi allı, yeşilli fistanları ve en güzel mastika ayakkabılarıyla…
Bu göç saatiydi her ev için.
Evlerde de kimseler kalmadı herkes yola indi.
Yüzlerine bakıldı kavuşmadan önceki bu son görüşmede.
Sadece anneler sarılamaz eşlerine.
İşte geride kalanlar varsa dedeler, nineler, anneler ve küçük çocuklar.
Onlarda hem sarılır hem ağlar hep birlikte.
Vedalaşma bitmiştir artık.
Büyük büyük kamyonlar gelip tüm göçleri ve onları alıp gider.
Dahilik ve delilik arasında, kıldan ince bir köprü olur göç.
Sırat köprüsüne döner duygular
Binen kim...
İnen kim...
Giden kim.
Bilinmez.
En kötüsü de asla dönüş tarihi verilmez.
Yıllarca "Ekmek aslanın ağzında" dedi Erzincanlı.
Erzincan'da batırdığı güneşin bir başka şehirde doğuşunu gördü.
"Ekmek" dedi.
"Aş" dedi.
"Su " dedi.
Yollara düştü.
Rızkını başka şehirlerde buldu ama.
Hep Erzincanlı kaldı.
Bundan 100 yıl öncesinin Erzincan'ı belki de bu şehrin şimdi ki bir mahallesi kadar küçüktü.
Bugünkü Erzincan'da 100 yıl sonrasının Erzincan'ın iki mahallesi kadar küçülecek belki.
Erzincanlı yine o şehir benim, şu kasaba senin deyip yollara düşecek.
Gidenin yerine bir başkası gelecek.
Ama bir şey var asla değişmeyecek.
Erzincanlı "Ben Erzincanlıyım" diyerek kalacak.