Son zamanlarda hiçbir yetkiliden milli gelirimiz 10 bindoları aştı. Nasıl becerdik. Biz bu işi biliyoruz. Hamt olsun onbin doları aştık. Laflarını ne söyleyen var neden bu durumu ballandırarak anlatan çok değerli iktisatçılar var. Yahu ne oldu. Bakın Milli Geliri  3 bin 500 dolardan 8 senede nasılda 10 bin dolara çıkardık diyerek ahkam kesenler şimdi neredeler. 

Şimdi ise Milli Gelir yüzde 30 azaldı, çünkü biz dolar bazında hesap yapıyorduk. Türk Lirası cinsinden bir değişiklik yok. Ancak kur değişikliği nedeniyle dolar bazında düştü, diyerek açıklama yapabilirler. Ancak o zaman birisi kalkıp da yahu bu milli gelir daha öncede; Türk lirası cinsinden artmadı da döviz kurunda ki düşüklük nedeni ile mi yüksek göründü, siz milletimi kandırıyordunuz derse ne olacak?

Bakın hadiseye, dünyada dolar ve euro değer kaybediyor, sadece Türkiye’de değer kazanıyor. Bu nasıl bir tuhaflık değil mi? Bütün dünyada ki finansal kriz nedeniyle dolar ve euro bölgesi erirken bizde tam tersi değer kazanıyorlar. Ağlayalım mı gülelim mi. Çok ciddi bir sorunumuz var 9 yıldır ötelenen ekonominin gerçekleriyle yüzleşmemiz gereken bir sorunumuz. 

Faiz vererek geleceğe dönük borçlanmayla suni olarak yaşadığımız bir ucuz ithalat çılgınlığı, düşük döviz kuru nedeniyle ortaya çıkan milli gelir rakamları, borçlanarak geleceğimizi ipotek ettiğimiz bir dönemi uyuyarak geçirdik. Şimdi uyanmaya çalışıyoruz. Yapamıyoruz. Çünkü uygulanan ekonomik sistemin geriye dönme maliyete çok yüksek. Bu maliyete kim nasıl katlanacak hangi yiğit hata yaptık diyebilecek mi, bilmiyoruz. Ya da devam mı edilecek yanlışlığa bekleyip göreceğiz. AKP iktidarı 2001 krizinde IMF tarafından ülkemizde uygulatmak istenen ekonomik programı günümüze kadar uygulayarak getirmiştir. 1999 yılında koalisyon hükümeti tarafından IMF destekli ekonomide ki yapısal dönüşüm gerçekleşmesi hedefi,  2001 ekonomik krizi  ile hızlanarak 2002 yılı sonunda sonuç vermiştir.

Ekonomi deki rekabet gücü olmayan işletmeler yerlerini güçlü sermaye ve organizasyon yapısına kavuşmuş işletmelere bırakmıştır. İşte bu noktada ekonomik programın revize edilmesi gerekirken bu durum ihmal edilmiştir. Dalgalı denen bir kur, kontrollü düşük kur halinde uygulanarak, yüksek faiz, düşük kur rejimi ile dünyanın en yüksek faizleri ülkemiz tarafından verilerek sıcak para girişi sağlanmış, her şey çok güzel mesajları verilmiştir. Belki kendilerince de bu kadar uzun süreli iktidarda kalacakları tahmin edemeyen siyasi iktidar, bu durumla daha fazla devam edilemeyeceğini anlayınca döviz kuru üzerindeki baskıyı yaklaşık 1 yıldır, kaldırmaya çalışıyordu. Faizleri indirerek merkez bankası rezervleri ile sıcak parayı tutmaya gayret etmekte idi. Ancak dünyada ki finansal sarsıntı ve faiz düşüklüğü sıcak para girişini bıçak gibi kesince döviz tüm dünyada düşerken bizim ülkemizde yükseldi. Yükselince ne oluyor. Ülkemizin parasal büyüklüğü dolar ve Euro karşısında küçülüyor. Hayat pahalı hale geliyor. Milli gelir düşüyor. Enflasyon artmaya başlıyor. Ancak dış ticaret açığı daralıyor. İhracat artıyor, ithalat azalıyor. Bir taraf yapılırken diğer taraf bozuluyor. İşte ekonomide ki kısır döngü budur.

Merkez Bankamız 2002 den bu güne kadar, enflasyon hedeflemesi programı kapsamında fiyat istikrarı diyerek dünyanın en yüksek faizlerini vererek TL’yi güçlendirirken, yabancılar ülkemize döviz getirip TL’ye çevirerek faize girdiler. Ülkemizde döviz fiyatları düştü. Faiz ve kur düşmesi nedeni ile döviz bazında yüzde 30’ların üzerinde sıcak paraya faiz ödemiş olduk. O nedenledir ki 8 yılda ödenen faiz miktarı 400 milyar dolardır. Yani yılda 50 milyar dolar faiz ödemişiz. Yani bizi sömürmüşler. Bunu nasıl yaptılar dikkat edelim. Banka sektörünüzün güçlenmesi lazım dediler ne yapalım peki bankaların sermayesini güçlendirin. İçerde sermaye yok ne yapalım. Kolayı var dediler bankaların yüzde 58’ini yabancılar satın aldılar. Sigorta sektörünün yüzde 65’ini satın aldılar.

 Cumhuriyetin 80 yıllık kazanımlarını değerlerinin çok altına sattırdılar. Sonrada satın aldıkları banka ve kurumlarda kar çılgınlıkları yaşadılar. Bankalar yüzde 300 yüzde 400 kar artırdılar. Biz de safça  yabancıların paralarını sayarak kendimizi avuttuk. Baktık döviz bol saldırdık tüketime, ithalat yaptık. Aldık ucuza malları. Kazanmadan, üretmeden, hak etmeden, yedik içtik. Bizi kandırdılar bakın Yunanistan, İtalya, İspanya,.. refah içerisinde korkmayın, merkezde rezerv çok dediler yedik oturduk. Siyasi irade, dış ticaretten ve sanayiden sorumlu üyeleri ile durumu fark ederek, döviz kurunun düşüklüğü yenmeye çalıştılar. Dillendirdiler. Ancak kamuoyu karşısında kullanılacak rakamlar vardı. Bir türlü kesin tavır alınmadı. Baktılar böyle yürümeyecek, önlem alınması lazım oldu. Siyasi irade, faizleri düşürmek istedi. Ancak yabancılar faiz silahını çekti, döviz göndermiyor. Merkez Bankası iki arada bir derede kaldı. 9 yıllık fiyat istikrarından nasıl vazgeçerler. Öbür taraftan da  dış ticaret açığı uçtu gitti.

Döviz girişi olmazsa sonuç olmayacak. Kur yükselirse enflasyon yükselecek, fiyat istikrarı bozulacak. Hepsi felaket? Orta çözümler bulmaya çalışıyor. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı faiz silahını çektik diyor. Dikkat edin, faizi yüzde 5,75 ile yüzde 12.5 arasında kendimiz belirleyeceğiz diyor. Düşünebiliyormusunuz, faizlerde yüzde yüzden fazla bir sapma olabileceğini söylüyor. Yani şunu söylüyor dövizi belli bir kurda tutacağım bu da 1,70 civarı olacak buna göre hareket edeceği yönünde yorum yapanlar var. Kur düşüklüğü artık ekonomiyi tıkadı. Pe ki daha önce bu ayarlamalar neden yapılmadı da kur 1.16 ya kadar düştü. Daha iki sene önce,  ekonomiyi canlandırmak için,  ÖTV indirimi yaparak,  dünyada ki satılmayan bütün arabaları ithal ettiren, bu irade değil miydi. 

Şimdi ne oldu da geçen yıla göre döviz kuru yüzde 30 artmasına rağmen ayrıca ÖTV yi de artıran kararın nedenini anlamak mümkün değil. Yapalım hesabı, geçen yıl, 3 bin motor hacimli bir araba, 50 bin eurouk çıplak bedel, yüzde 85 ötv ve yüzde 18 kdv ile 109 bin euro, geçen yıl kur 1,85 baz alınırsa 201 bin 650 TL iken şimdi yüzde 130 ÖTV ve yüzde 18 KDV  ile 135 bin euro, kur 2,45 e göre 135 bin x 2,45= 330 bin 750 TL  TL bazında fiyat bir yılda  yüzde 64 artmış. İstikrara bakın. Böyle bir şey dünyada sadece bizde olur. Sigara fiyatları da sadece vergi ile bizde artar. Bu panikle alınmış kararlar hepimizi korkutuyor.  Bu gün düşünülen tedbirler neden geçen dönemlerde düşünülmedi. Bu tedbirlerin alınmaması  sonucu, geçmişin faturasını kim ödeyecek. Sıcak paraya verilen faizleri kim ödeyecek. 600 milyar dolar olan borcu kim ödeyecek. Kimin ödeyeceği belli oldu. Yüce Milletimiz ödeyecek. Ee yani tatlı tatlı yedik. Tamamda, faizler ne olacak, onları milletim yemedi. Faizlerin hesabını bu kararları alanların veya alınması gereken kararları almayanların ödemesi gerekmez mi. Ancak bakıyorsunuz sayın Başbakan sigara zammı için efendim az içersiniz olur biter diyor. Demek ki her şeyi milletim ödeyecek. Hazırlıklı olmak lazım.

Yazılarımızı takip eden değerli okurlarımız hatırlarlar; enflasyon hedeflemesi ve fiyat istikrarı için uygulanan yüksek faiz ve düşük kur politikası konusunda hem Merkez Bankası Yöneticilerini hem de siyasi iradeyi sürekli eleştirdim, uyardım, ikaz ettim. Dış ticaret açığı veren, yani ihracatı ithalatını karşılamayan bir ekonominin milli parası değerlenmez, bu iktisat teorisine ters bir durum, derhal bu programdan vazgeçilmelidir, dedim durdum. Hep inşallah yanılıyorumdur diye Yüce Mevla’ya dua ettim. Ancak gelinen durum, benim gibi düşünenlerin haklı olduğunu ortaya çıkardı. Şu an herkes durumu net olarak görüyor. Ancak,  geriye dönüşü çok maliyetli.  Mevcut durum, iki ara bir dere meselesinden farklı değil. Yüce Allah(cc) Devletimize ve Milletimize zeval vermesin. Van’da meydana gelen depremde hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet, yaralılara şifa diliyorum. Milletimin başı sağ olsun.