Merakla beklediğimiz 24. Dönem Milletvekilliği 12 Haziran 2011 seçimleri sona erdi. Yüce Milletimiz iradesini gösterdi. Herkesin bu millet iradesine saygı duyduğu konusunda bir tereddüt yok.  AKP zaferle çıktı. CHP şöyle böyle, MHP her şeye rağmen mecliste, bağımsızlar daha planlı ve örgütlü olarak mecliste.  İstediği sonucu alamayan herkes şapkasını  önüne koyup düşünüyor? Nerede hata yaptık diye?

Dikkat çekici olan geçen yıl Anayasa değişikliği için yapılan referandumla başlayan seçmen kaymasıdır. Bunun nedeni siyasi tarihimiz açısından da çok önemlidir. Bir tarafta Tayyip Bey’e 15 Haziran’a Kadar süre veren İmralı canisi, diğer tarafta Anayasamızın değişemez maddelerinin tartışılmaya açılması, AKP’nin sivil Anayasa yapma konusunda ki kararlılığı, MHP’nin Cumhuriyetimizin kırmızı çizgilerine müdahale edilecek ve bölünmeye neden olunacak konusunda şiddetli uyarıları, bir takım gizli güçlerin ülkücüler üzerinde ki şerefsizce komploları, yeni CHP ismi altında CHP deki tavır ve hedef değişiklikleri, cemaatlerin bir kısmı AKP’yi, bir kısmının MHP’ye açık destek vermesi karşısında; seçmenin AKP ‘ye yüzde 49 oy vermesi durumu? Siyaset bilimi açısından durum çok açık değil, neden böyle oldu? Seçmen neden AKP de ısrar etti? Tarihimizde görülmemiş ve dünya tarihinde de ender olan 3. kez tek başına iktidarı AKP nasıl yakaladı? Her kesimden akademisyenler bu durumu açıklamaya çalışıyor.

Sosyal bilimciler AKP’nin daha önce mağdur rolünü oynadığı için seçmenin teveccühünü kazanıyor derken, bakıyorlar bu sefer AKP’de mağdur durumunda ziyade mağdur edici bir yapıya kavuşmuş olması karşısında tıkanıyorlar. Dini duygular istismar ediliyor, seçmen bu nedenle oy veriyor söylemleri de bu seçimde tutmadı. Çünkü; Tayyip Bey seçim propagandasında çok fazla dini söylemlerde bulunmadı. Bütün bunlar olmayınca, ortaya kendisini makro iktisatçı sayan yalakalar ortaya çıktı, efendim seçimin sonucunu ekonomi belirledi demeye başladı. Bu sözde iktisat bilimcileri AKP’nin seçim propagandasın da kullandığı rakamları örnek alarak bilimden uzak bir şekilde, ekonomide ki rahatlama sonucu seçmen AKP’yi tercih etti diye TV kanallarında ahkam kesmeye başladılar. Neymiş, ekonomi büyümüş. Seçmenin bir kısmı makro rakamların hepsini bilmez ama, bu akademisyenlerin biliyor olması gerekir. Bu akademisyenler, Türk Devletinin, 2002 yılındaki iç borcunun 91,7 Milyar Dolardan 2011 de 224,7 milyar dolara, 2002 de 129,5 milyar dolar olan dış borç 2011 yılında 290,3 milyar dolara, 2002 de 221 milyar dolar olan toplam borç 2011 yılında 515 milyar  dolara, 2002 de 0,6 milyar dolar olan cari açık 2011 yılında 12,1 milyar dolara,  2002 yılında 6,605 milyar dolar olan tüketicilerin bankalara olan borcu 2011 yılında 180,801 milyar dolara çıktığını acaba bilmiyorlar mı? Bilmemeleri mümkün değil, artık gerisini siz yorumlayın. Bu 8 yıllık dönemde devletin ve halkın borçları katlanırken bakalım alınan borçlar nereye gitmiş?  Devletimiz 80 yılda toplam borç faizlerine 135 Milyar dolar öderken, son 8 yılda yani AKP döneminde 408 Milyar dolar borç faizi ödemiştir. Peki kim almış bu faizleri diye baktığınızda karşınızda dışa açılıyoruz diyerek dışarıya açılan ülkemizin bankalarının yüzde 58’inin yabancıların eline geçtiğini gördüğümüzde, dünyadaki en yüksek faizi ülkemizin vermesi nedeniyle ülkeye gelen sıcak paranın ne amaçla geldiğini düşündüğümüzde devletimizin finansal olarak nasıl sömürüldüğünü daha iyi anlamış olmamız gerekir. Devletimizin milletimizin 400 milyar doları Hans’a, George’ye, Müller’e, … gittiğini görürüz. Bu durum iyiyiyse ekonomimiz iyidir. Bundan bir kaç yıl önce, Yunanistan’ı örnek alanlar, şimdi Yunanistan’ın iflas ettiğini ibreti alem için,  görmüyorlar mı. Kimse goygoyculuk yapmasın.

Gelelim seçmenin durumuna, icra dosya sayısı 2002 de 10 milyon adet iken, 2009 da 17 milyon 826 bin adete, 1 kilo ekmek 2002’de 1 lira iken 2011 de 3 lira 6 kuruşa, bir kilo et 2002 de 8 lira iken 2011 de 34 liraya, bir litre benzin 1 lira 48 kuruş iken 2011’de 3 lira 68 kuruşa çıkmıştır. Tutuklu ve hükümlü sayısı 2002 de 59 bin 429 iken 2010 da 122 bin 204 e, gerçek işsiz sayısı 2002 de 3 milyon 500 bin iken 2011 de 5 milyon 353 bine, boşanma sayısı 2002 de 95 bin 232 iken 2009 da 116 bin 369 a çıkmıştır. İşte bu rakamlar seçmenin durumunu açıkça ortaya koymaktadır. Demek ki seçmen ekonomik olarak iyi durumda değildir. Yani ekonomik durum seçmen tercihini değiştirdi sözünün altı boş ve yanlış durumdadır. Belki şöyle söylense daha akılcı olurdu. Ekonomik durumun iyi olduğu konusuna seçmen inandırıldı denebilirdi.  
 
Seçmen kaymalarını bu tür değerlendirmelere göre yapanlar, milletimizin reflekslerini kanaatimizce iyi analiz edemiyorlar. Türkiye’de sağ seçmen yüzde 70 civarında tabana sahip bulunmakta, sol seçmen ise yüzde 30’a yakın bir potansiyelde bulunmaktadır. Halkımız oy verirken kendisini içersinde gördüğü bireysel inanç ve ibadet özgürlükleri ile sosyal ve psikolojisinin uyduğu, iletişim kurabildiği, tanıdık olan kişi ve kurumları tercih etmektedir. Milletimiz nasıl ki tarihte de milliyetçiliğini devlet milliyetçiliği ile özdeşleştirmiş ise bu zamanda da lider özellikleri olan kişilere kendisine yakın bulmaktadır. Kabul etmek gerekir ki Recep Tayyip Erdoğan bu ışığı yakalamış durumdadır. Devletin ekonomisinden, dış ticaretinden fazlaca anlamayan seçmenimiz sırf kendisinden saydığı ve güven duyduğu için liderim diye peşinden yürümektedirler.  Seçmen psikolojinin altında, vatandaşla aynı dili kullanan, türkü söyleyen, halay çeken, asker ocağında karavana, gecekonduda kuru fasulye yiyen, kavga eden, taksi şoförü ile dertleşen, cebinden bozuk para çıkarıp simit alan, kabadayılık yapan, meydan okuyan,… kısacası kendisi gibi görünen kişi olduğu için tercih kullanabilmektedir.

Seçmen tercihinde, yazılı ve görsel basının AKP ye çok yer vermesi güçlü göstermesi, vatandaşın tüm TV kanallarında her gün saatlerce Tayyip Bey’i görmesi, bu gelmeyecekse kim gelecek CHP mi gelsin bilinç  altı duygusu etkili olarak sağ seçmenin AKP de toplanmasında etkili olmuştur. Ayrıca milliyetçi muhafazakar kesimi seslendiren seçmen üzerinde  MHP’nin muhafazakar kesimden uzaklaştığı merkez sağa ve ulusalcılığa yakınlaştığı söylemleri muhafazakar kesimin AKP tercihinde etkili olmuş ve Anadolu seçmeni ve İstanbul gecekondu semtleri seçmenleri çok büyük oranda AKP ye kaymış durumdadır.

Cemaatlerin bir kısmının bu seçimlerde MHP’ye açık destek vermesi, çok önemli bir gelişme olarak ortaya çıkmıştır. Adeta MHP’nin durması gerektiği yeri hatırlatır durumdadır. Kanaatimce seçmen psikolojisine muhafazakar ve güçlü siyasal yapı daha sempatik görülmektedir. Seçmen nezdinde, siyasi hareketin tabanı ile tavanının uyumlu olması yani tavanın tabanı yansıtması mutlak zorunluluk olarak görülmektedir. Önemli olan oyların yüzde 70’ini oluşturan sağ seçmenin hangi partinin ne kadar ilgi alanına girdiğini iyi tespit etmektir. Yakın seçim tarihimizde Nusret Demirağ, Rahmetli Gündüz Suphi Aktan’ın aday gösterilmesi vakaları varken aday seçiminde bunlardan ders almayıp, teşkilattan uzak, seçmen yapısını dikkate almadan aday belirleyenlerin seçmen tercihinde ki etkilerini sorgulamaları gerekir diye düşünüyoruz. Yoksa bu türden sonuçların gelecek seçimlerde de ortaya çıkmayacağını kimse iddia edemez.