Saygıdeğer Dostlar,
Geçmişten bugüne kadar bir çok sanatçımızın Erzincan’ımızın tanıtımına ve Erzincan türkülerinin geçmişten geleceğe taşımasında çok büyük gayret ve emekleri olmuştur.
Erzincan’ın yüzlerce sanatçısı, binlerce türküsü ve yayınlanmamış daha binlerce eserleri bulunmaktadır. Bunları yorumlayan ve seslendiren Erzincanlı sanatçılarımızda var.
Bu sanatçılarımızı hep ekranlarda, radyolarda yerel ve görsel basında görürüz.
Peki bunlar hangi şartlarda çalışırlar?
Kendi ayakları üzerinde durmak için gece gündüz demeden çalışırlar ama sorunlarını kimse bilir mi?
Hayır!
Dört duvar arasında kalırlar. Sözlerini notaya dökmek ve bestelemek için çalışırlar.
Gerisini de hiç düşünmeden çalar ve söylerler.Türküler özümüzdür, türküler kültürümüzdür der dururlar…
Sanatçıyı diğer insanlardan ayıran onun kişiliğidir. Onun hayal kurma gücü, duyarlılığı, duygu zenginliği, sabrı gibi özellikleridir.
Sanatçı doğada ve yaşamda gördüğünüz acıyı, tatlıyı sözlere döken, türkülere yansıtan ve yaşatandır.
Çokta çile çekmişlerdir. Hepsini anmak isimlerini yazmak gerekli ama bu mümkün değil. Onlar adına birkaç sanatçımızı anmadan geçmeyeceğim.
Davut Sulari, Ali Ekber Çiçek, Ahmet Sezgin, Aşık Daimi, Turan Engin nur içinde yatsınlar. Bugünde aynı kültürü yaşatan Hüseyin Turan, Sevcan Orhan, Arif Kurtgibi sanatçılarımız var. Bu sanatçılarımızla ne kadar gurur duysak azdır.
Erzincan yöresinin bilinen beş-altı bin arası türküleri vardır, on bine yakın olduğu da söylenir, bunların çoğu başka yörenin türküleri diye söylenir. Asıl özü Erzincan’dır.
Aşık Veysel’in ‘Güzelliğin On Pare Etmez, Bu Bendeki Aşk Olmasa’ dizelerinde olduğu gibi.
Yöre insanımız birbirine bağlı ve saygılıdır.
Fakat her nedense sanatçılarımız meşhur olduktan sonra onları tanır ve yanımızda
görmek isteriz. Ama onların çok daha sıkıntılı günlerinde ne arar ne de sorarız.
Şurası bir gerçektir ki; Sanatçının gerçek değerini bulabilmesi için temel görsel sanatlar alanında ve kültürel anlamında eğitim ve bilgilendirilmesi için herkese çok büyük görevler düşüyor.